HAKSIZ TAHRİK - KARŞILIKLI TAHRİK OLUŞTURAN EYLEMLER - ÖLDÜRME KARARININ VERİLMESİNE KADAR GEÇEN ZAMAN -UZUN SÜRELİ TUTUKLULUK -UZATMALI TUTUKLULUK SÜRESİ -TUTUKLULUK SÜRELERİNİN HESAPLANMASI -TEMYİZDE GEÇEN SÜRE - TUTUKLULUKLA İLGİLİ MAKUL SÜRENİN H
T.C.
Yargıtay

Ceza Genel Kurulu


Tarih 12.04.2011
Esas No 2011/1-51
Karar No 2011/42
www.neohukuk.net
HAKSIZ TAHRİK - KARŞILIKLI TAHRİK OLUŞTURAN EYLEMLER - ÖLDÜRME KARARININ VERİLMESİNE KADAR GEÇEN ZAMAN -UZUN SÜRELİ TUTUKLULUK -UZATMALI TUTUKLULUK SÜRESİ -TUTUKLULUK SÜRELERİNİN HESAPLANMASI -TEMYİZDE GEÇEN SÜRE - TUTUKLULUKLA İLGİLİ MAKUL SÜRENİN HESABI

Özet

Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı halinde, fail ve maktulün tahrik oluşturan haksız davranışları birbirine oranla değerlendirilmeli, önceliksonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmedikleri göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahemet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması halinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.

Ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen suçlarda tutukluluk süresi bir yılı, zorunluluk halindeki uzatmalar ile birlikte en çok bir yıl altı ay, Ağır Ceza Mahkemesi’nin görev alanına giren suçlar bakımından iki yılı, zorunlu hallerdeki uzatmalar ile birlikte ise en çok beş yılı geçmeyecektir. 5271 sayılı CYY’nın 252/2. maddesi uyarınca, aynı yasanın 250/1-c maddesinde sayılan suçlar bakımından tutukluluk süreleri iki kat olarak uygulanacağından, bu suçlarda tutukluluk süresi zorunlu hallerdeki uzatmalar ile birlikte on yıldan fazla olamayacaktır.

Ancak anılan maddede belirtilen tutukluluk sürelerinin hesabında yerel mahkeme tarafından hüküm verilinceye kadar geçen süre dikkate alınmalı, buna karşın yerel mahkeme tarafından hükmün verilmesinden sonra tutuklu sanığın hükmen tutuklu hale gelmesi nedeniyle temyizde geçen süre hesaba katılmamalıdır. Zira, hakkında mahkumiyet hükmü kurulmakla sanığın altılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkumiyet hükmü olmaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de AİHS’nin 5.maddesinin uygulamasına ilişkin olarak verdiği kararlarda tutuklulukla ilgili makul sürenin hesabında, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünden sonra geçen süreyi dikkate almamaktadır.



İçerik

DAVA : Kasten öldürme, bu suça azmettirme ve kasten öldürmeye yardım etme suçlarından sanıkların yapılan yargılamaları sonunda sanık D.K.’nın 5237 sayılı ACY’nın 81,29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, diğer sanıklar Faruk, Mustafa, Abdi, Bilal, Mustafa ve Süphi’nin ise beraatlerine ilişkin Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.11.2006 gün ve 89-549 sayılı, sanık Doğan’ a verilen ceza yönünden re’sen temyize tabi olan hüküm, sanık Doğan ve müdafii ile katılan vekili tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2009 gün ve 8066-577 sayı ile;

“… 2- )Karar başlığında suç yerinin yazılmamış olması mahallinde giderilebilir eksiklik olarak görülmüş ve bozma nedeni yapılmamıştır.

3- )Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Doğan’ın kasten adam öldürmek ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçlarının niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelikleri ve dereceleri takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerçeklerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri ve bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafinin bir nedene dayanamayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

A- )Sanıklar Süphi Selçuk, Abdi, Faruk, Mustafa, Bilal ve Mustafa’nın haklarında kurulan hükümlerde;

Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktulün kız arkadaşı tanık Meral ile sanıklardan Bilal’in arkadaşı tanık Mürvet’in aynı gazinoda çalıştıkları, Mürüvet ile Meral’in arasında anlaşmazlık çıktığı, bu durumu Mürvet’in sanık Bilal’e anlattığı ve olaydan birkaç gün önce Meral’in işine son verildiği, Meral’in bu durumu maktule ilettiği, maktulün de sinirlenerek sanık Faruk’a telefon açıp, ‘gel gazinoya gideceğiz’ dediği, Faruk ve Mustafa’nın yanlarında sanık Doğan olduğu halde maktulle buluştukları, maktulün Süphi ve Bilal’e küfrettiği, sanık Doğan’ın yanlarında işçi olarak çalıştığı sanık Abdi’ye bu olayı ilettiği, bunun üzerine Bilal, Abdi ve Doğan’ın maktulün ve diğer sanıkların bulunduğu yere gelerek, maktulün hep beraber şehir merkezi dışındaki ıssız ormanlık bir yere götürdükleri, sanık Faruk’un soruşturma aşamasında verdiği 24.02.2005 tarihli ifadesindeki anlatımları ile sanık Doğan’ın 25.092006 tarihli oturumda mahkemeye verdiği ve içeriğini kabul ettiği dilekçe içeriği arasındaki uyum, 13.01.2005 tarihli otopsi raporunda maktulün cesedinin muhtelif yerlerinde çok sayıda darp ve cebir izleri bulunduğunun belirtilmesi, sanık Süphi ve Bilal ile maktul arasında kadın meselesinden dolayı husumet bulunması, sanık Doğan’ın Badi ve Bilal’in işçisi olduğu halde olay yerinde bulunan bu sanıkların sanık Doğan’a hiçbir şekilde engel olmadıkları dikkate alındığında, sanıkların en lehine kabul ve yorumla suça yardım eden sıfatıyla katıldıkları anlaşıldığı halde, sanıkların cezalandırılmaları yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

B- )Sanık Doğan hakkında kasten adam öldürmek, tehdit ve 6136 sayılı kanuna muhalefet suçlarından kurulan hükümlerde;

a- )Olayın oluşuna ve dosya içeriğine, sanık Doğan’ın 25.09.2006 tarihindeki celsede mahkemeye verdiği dilekçenin içeriği ve mahkemedeki beyanı, sanık Faruk’un soruşturma aşamasında verdiği 24.02.2005 tarihli ifadesindeki anlatımlarına göre, olayda maktulün, sanığa yönelik herhangi bir haksız hareketi bulunmadığı halde,y tahrik hükümleri uygulanarak eksik ceza tayini...”,

İsabetsizliklerinden bozulmuştur.