***AVUKATIN HAKSIZ OLARAK AZLİ VEKALET ÜCRETİ***
T.C.
Yargıtay

Hukuk Dairesi 13

                                www.neohukuk.net
Tarih 21.09.2000
Esas No 2000/6269
Karar No 2000/7211

ALACAK DAVASI - AZİL TARİHİNE KADAR TAKİP EDİP SONUÇLANAN DAVA VE İŞLERDE AVUKATLIK ÜCRETİ - AZİLDE HAK KAZANILMAYAN ÜCRETİN TALEP EDİLEMEYECEĞİ

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 389\MADDE 390
Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 174

Özet
Davacının, azle yol açan dosyasında ücrete müstahak olmadığı dikkate alınarak, davacının dayandığı ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücreti isteyemeyeceği, azil tarihine kadar takip edip sonuçlanan ve sonuçlanmayan diğer dava ve işler için avukatlık ücretinin miktarı, ilgili dosyalar incelenip azil anına kadar olan mesai ile yaptığı işlerin önemi ve işin bulunduğu aşama göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun olarak hesaplanıp sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.


İçerik
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Talat Bulut ile davacı vekili avukat Abdullah Kiraz'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Karar: Davacı, avukat olduğunu, davalının alacaklısı olduğu 25.000.000.000 liralık ödenmeyen çekinin tahsili işini üstlendiğini, ihtiyati haciz kararı alıp, Ankara 17.İcra Müdürlüğünün 1996/5739 sayılı dosyası ile takibe koyup, Adana 8.İcra Müdürlüğünün 1996/220 talimat sayılı dosyası ile borçlunun menkul mallarını haczettirip muhafaza altına aldırdığını, bu takip nedeniyle haczedilen menkul mallarla ilgili istihkak iddiası, mahcuz malların icra müdürlüğünce takdir edilen kıymetlerine vaki itirazı, borçlunun borca ve takibe karşı yaptığı itiraz ile ilgili Ankara ve Adana İcra Tetkik Merciindeki davaları neticelendirdiğini, hükmedilen 11.036.000.000 liralık icra-inkar tazminatının tahsili için takip yaptığını, icra dosyasını satış safhasına getirip satış için gün aldığını, bu safhada davalının kendisi ile irtibatını kestiğini, satış işlemleri için gerekli masrafları vermesi için davalıya 9.6.1997 günü çektiği telin tebliğine rağmen davalının kendisi ile irtibata geçmediği gibi, başka avukata vekalet verip kendisini azlettiğini, satış günü davalının mahcuz malları muhammen bedellerinin % 40'na satın aldığını öğrendiğini, davalının azil gerekçesinde Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/817 esas sayılı ve Ankara 10.Asliye

Ceza Mahkemesinin 1997/154 esas sayılı dava dosyalarına girmediğim ve diğer davalar hakkında bilgi vermediğim, görevimi yerine getirmeyerek sürüncemede bıraktığımı iddia edilmekteyse de, 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 1996/154 esas sayılı dosyasını takip etmem hususunda davalı tarafından talimat verilmediğinden girmediğini, Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davaya ve diğer üstlendiğim tüm dava ve icra dosyalarına girip takip ettiğini, görevimi savsaklamadığını, icra dosyasında satış işlemindeki aksamanın davalının masraf vermemesinden kaynaklandığını, davalının azlinin haksız ve mesleki onuruna saldırı teşkil ettiğini bildirip, aralarındaki Avukatlık Ücret Sözleşmesi ile kararlaştırılan 5.000.000.000 TL ücreti ile, Ankara 17. İcra Müdürlüğünün 1996/5739, Ankara 3.İcra Hakimliğinin 1996/674, Adana 2. İcra Hakimliğinin 1996/2027, Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/517, Ankara 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 1996/673, Sincan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/286 esas sayılı dosyaları ve icra-inkar tazminatının tahsiline ilişkin takiplerden dolayı, Avukatlık Yasası ve Asgari Ücret Tarifesi gereği toplam 5.229.936.000 TL alacağı olduğunu bildirip, bu miktarın ve 1.000.000.000 TL manevi tazminatın faiziyle davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, Ankara 17. İcra Müdürlüğünün 1996/5739 sayılı dosya ile takibe konulan çekin, kendisine Şaban Sılay ve Sevgül Yıldırım'ın ciroları ile geçtiği halde, davalının bu kişiler hakkında takip yapmadığını, çek borçlusu hakkında 6 aylık şikayet süresinde şikayet etmeyerek borçluyu ceza tehdidi ile borcunu ödemeye zorlamadığını, borçlunun haczedilen mallarının bankaya rehinli ve devlete vergi borcu nedeniyle hacizli olduğundan satıştan netice alınamadığını, davacının görevini ihmal edip alacağının tahsili imkanını ortadan kaldırdığını, davacının dayandığı ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davalının aldığı masraf avanslarının hesabını da veremediğini, vekalet ilişkisinin güvene dayandığını, bu nedenlerle azlin haklı olduğunu bildirip davanın reddini istemiştir.

Mahkemece azlin haksız olduğu gerekçesi ile 5.142.721.724 TL ücretin davalıdan tahsiline, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davalı tarafından ibraz edilen ücret sözleşmesine ait fotokopide, alt taraftaki kısmın dava konusu ücret sözleşmesinde kararlaştırılan kısmın paylaşımına ait olmadığı ve hasma tahmili gereken vekalet ücretine ilişkin olduğunun anlaşılmasına, sonuca etkili bulunmamasına göre davalının diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Dosya kapsamından davacının, davalının vekili olarak davalının hamili olduğu ödenmeyen çekin tahsilini sağlamak üzere Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 1996/1732 D.İş sayılı 11.11.1996 tarihli kararı ile, çek keşidecisi Meta Pazarlama Ticaret Ltd.Şti ile, cirantaları olan Şaban Sılay ve Sevgül

Yıldırım hakkında ihtiyati haciz kararı verildiği halde, sadece Tema Pazarlama Ticaret Ltd.Şti. hakkında icra takibi yaptığı, cirantalar hakkında icra takibi yapmadığı gibi, haklarındaki ihtiyati hacizden vazgeçtiğini icra dosyasına yaptığı 3.12.1996 tarihli beyanı ile bildirip, borçlu keşideci şirket hakkında Cumhuriyet Savcılığına da şikayette bulunmadığı anlaşılmaktadır. Esasen bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Davacı, Cumhuriyet Savcılığına davalı müvekkilinin talimatı gereği şikayette bulunmadığını, yine cirantalar hakkında da davalının talimatı ile takip yapmadığını savunmuş ise de bu savunmasını yasal delillerle kanıtlayamamıştır.

Vekaletin şümulünü açıklayan B.K. 388/2 maddesi hükmünü, B.K. 389/1 maddesi hükmünü, B.K. 390/1-2 maddesi hükmünü getirmiştir. Bu kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde avukat olan vekilin, müvekkiline hukuki yardımını en iyi ve kapsamlı şekilde yapmak zorunda olduğu gibi, işi sadakat ve özenle yapmak zorundadır. Vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etmelidir. Vekil üstlendiği işi görürken, amaçlanan sonucun elde edilmemesinden değil, bu sonuca varmak için yaptığı çalışmalardan ve takip ettiği yolun özenle seçilip, görülmemesinden sorumludur. Davamızda vekil olan davacı, çek borçlusu keşideciyi Cumhuriyet Savcılığına şikayet etmemek, cirantalar hakkındaki ihtiyati haciz kararından vazgeçip icra takibi yapmamakla, davalı alacaklının yasal zorlama haklarını kullanamamasına ve alacağının tahsilinin gecikip zorlaşmasına, hatta imkansızlaşmasına yol açtığı ve böylece görevini ihmal ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davalı tarafın yaptığı azil haklıdır. Vekil eden davalının bu hususları, davacı vekiline gönderdiği azilnamede açıkça belirtmemiş olması, bu davada ileri sürmesine engel değildir. Davalı tarafça yapılan azil haklı olduğundan, Avukatlık Kanunu 174/2 maddesine göre, davacı ücretinin ödenmesini isteyemez. Ancak davacı azil tarihinden önce, davalı vekili olarak takip ettiği biten ve sonuçlanmayan dava ve işler için, azil tarihine kadar davacının avukat olarak sarf ettiği emek ve mesaisi nazara alınarak, adalete uygun bir avukatlık ücreti takdiri H.G.K 1987/3-186 esas ve 957 karar sayılı 23.9.1987 günlü kararında belirtildiği gibi hakkaniyete uygun düşecektir. O halde davacının, azle yol açan Ankara 17.İcra Müdürlüğünün 1996/5739 sayılı dosyasında ücrete müstahak olmadığı dikkate alınarak, davacının dayandığı ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücreti isteyemeyeceği, azil tarihine kadar takip edip sonuçlanan ve sonuçlanmayan diğer dava ve işler için avukatlık ücretinin miktarı, ilgili dosyalar incelenip azil anına kadar olan mesai ile yaptığı işlerin önemi ve işin bulunduğu aşama göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun olarak hesaplanıp sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

Sonuç: 1. Bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 21.09.2000 gününde oybirliği ile karar verildi

T.C.
Yargıtay
Hukuk Dairesi 13



Tarih 20.04.2009
Esas No 2009/2067
Karar No 2009/5424


İTİRAZIN İPTALİ DAVASI - DAVALININ DAVACI AVUKATI HAKLI OLARAK AZLETTİĞİ - KESİNLEŞMİŞ MAHKEME KARARI - AYNI TARAFLAR ARASINDA VE AYNI TARİHLİ AZLİN SÖZ KONUSU OLDUĞU - HAKLI AZİL HALİNDE AVUKATIN VEKALET ÜCRETİ İSTEYEMEYECEĞİ - DAVANIN REDDİ GEREĞİ

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 67
Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 163\MADDE 164\MADDE 174


Özet
Davalı müvekkilin davacı avukatı ihtarla haklı olarak azlettiği kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olduğundan, aynı taraflar arasında ve aynı tarihli azlin söz konusu olduğu eldeki davada da azlin haklı olduğunun kabulü ile haklı azil halinde avukat, vekalet ücreti talep edemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekir.




İçerik
Dava: Nazmi Tiryaki vekili avukat Özgür Metin Tiryaki ile Duran Deveci vekili avukat Çiğdem Yücel aralarındaki dava hakkında Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 6.3.2006 gün ve 705-89 sayılı hükmün Dairemizin 27.3.2008 tarih ve 13050-4281 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu:

Karar: Davacı, davalının vekili sıfatıyla 22.8.2000 ve 20.7.2000 tarihli iki ayrı avukatlık ücret sözleşmesi gereğince vekalet görevini gereği gibi yerine getirdiği halde davalı tarafından 9.8.2004 tarihli azilname ile haksız olarak azledildiğini ileri sürerek, vekalet ücretinin tahsili için başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali ile %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, boş olarak imzalatılan avukatlık ücret sözleşmelerinin sonradan iradesi dışında doldurulduğunu, bu nedenle geçersiz olduğunu, ayrıca davacının davaların görüldüğü yerden başka bir yargı alanında ve talimatı dışında icra takibi yaptığını, azlin haklı olması nedeniyle davacının herhangi bir ücret talebinde bulunamayacağını savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, azlin haksız olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, takibin 23.881,23 YTL'lik kısmına vaki itirazın iptaline, asıl alacak üzerinden %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükmün davalı tarafından temyizi üzerine karar, Dairemizce sair temyiz itirazları reddedilmek suretiyle özetle belirtilerek bozulmuş, davalı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.

Taraflar arasında bu davaya konu olan sözleşmeden başka, diğer sözleşme ve davaların bulunduğu, davacı avukatın davalı tarafından azledilmesi nedeniyle davacının takip ettiği diğer dava ve takiplerle ilgili olarak vekalet ücreti alacağının tahsili için daha önce Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu 2005/405 E. 2005/572 K. sayılı davada, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilmiş olan kararın, Dairemizce, 2007/6291 E. 2007/7903 K. sayılı ilamla, 9.8.2004 tarihli azlin haklı olduğu, haklı azil nedeniyle de davacının herhangi bir ücret talep edemeyeceği gerekçesiyle bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılama sonunda davanın haklı azil nedeniyle reddedildiği, davacının temyizi üzerine Dairemizce 2008/8072 E. 2008/14998 K. sayılı ilamla onandığı, yine 23.2.2009 tarihli 2009/1245 E. 2009/2206 K. sayılı ilamla tashihi karar talebinin de reddedilmek suretiyle kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davalı müvekkilin davacı avukatı 9.8.2004 tarihli ihtarla haklı olarak azlettiği, bu şekilde kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit olduğundan, aynı taraflar arasında ve aynı tarihli azlin söz konusu olduğu eldeki davada da azlin haklı olduğunun kabulü ile Avukatlık Kanununun 174/2. maddesi gereğince de haklı azil halinde avukat, vekalet ücreti talep edemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu gerekçeyle bozulması gerekirken, zuhulen Dairemizce 2006/13050 E. 2008/4281 K. sayılı ve 27.3.2008 tarihli ilamda belirtilen şekilde bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olduğundan, davalının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin anılan bozma ilamının kaldırılmasına ve mahkeme kararının yukarıda açıklanan şekilde bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemize ait 2006/13050 E. 2008/4281 K. sayılı ve 27.3.2008 tarihli bozma ilamının kaldırılmasına, kararın yukarıda açıklanan değişik şekilde davalı yararına BOZULMASINA, 20.04.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu



Tarih 23.09.1987
Esas No 1987/3-188
Karar No 1987/657

ALACAK DAVASI - AVUKATIN AZLİ HALİNDE ÜCRETİN TAMAMININ VERİLECEĞİ - HAKLI NEDENLERLE AZLEDİLME DURUMUNDA ÜCRETİN ÖDENMESİNİN GEREKMEYECEĞİ - AZİL TARİHİNE KADAR SARFEDİLEN MESAİNİN DİKKATE ALINMASI GEREĞİ - HÜKMÜN İSABETSİZLİĞİ

Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 174

Özet
Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.


İçerik
Dava: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Birinci Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 24.12.1984 gün ve 1980/309-1984/657 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesi'nin 17.3.1986 gün ve 1825-2699 sayılı ilamı ile;

(... Davacının, Kocaeli Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1977/68 esas sayılı dosyasına vermiş olduğu 8.5.1978 tarihli dilekçesinin, icapsız ve müvekkili davalının menfaatine zarar verebilecek sonuçların doğmasına neden olabilecek bulunması nedeniyle güven sarsıcı bir davranış olarak nitelendirilip azlin haklı bir nedene dayandığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakta ve bu yöne ilişkin itirazlar varit görülmemiş ise de, davacının azline neden olan dilekçenin mahkemece değerlendirilmediği ve davalının aleyhine bir sonuç doğurmadığı göz önünde bulundurularak davacının azil tarihine kadar takip ettiği diğer dava ve işlerin her birinde sebkeden emeği dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir ücretin saptanması yasaya uygun olacaktır. Çünkü Avukatlık Kanununun 174. maddesinin 2. fıkrasında haksız azledilen avukatın ücretinin tamamına hak kazanacağı belirtilmiş ise de, haklı olarak azledildiği halde kötü niyetli olmayan ve azle neden olan davranışı iş sahibine hiç bir zarar vermeyen avukat konusunda yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Böyle bir durumda hiçbir zarara uğramayan müvekkil, avukatının azil anına kadar sarf ettiği mesaisinden ve bilgisinden karşılıksız olarak yararlanmış olacaktır. Ortada müvekkili zarara sokmaya matuf bir kötü niyetli davranış da bulunmadığına göre, müvekkilin yararlanmış olduğu avukatın mesaisine karşılık edilir bir karşılık ödemesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu karşılığın ne miktarda olacağı ilgili dosyaların incelenerek her birinde sözü edilen mesai ve yapılan işlemin önemi ile işin hangi aşamada bırakıldığı dikkate alınarak hesaplanmalıdır...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve usulün 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/son maddesi gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Avukatlık Kanununun 174. maddesinin 2. fıkrası hükmünce Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. Olayda davacı avukatın haklı nedenlerle azledilmiş bulunduğu yerel mahkemece ve Özel Dairece kabul edilmiş bulunmaktadır. Davacı avukat davalının aynı vekaletname ile muhtelif davalarını takip etmektedir. Bu davalardan azle yol açan dava Kocaeli Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1977/68 esas sayısında kayıtlı olup az önce metni aynen alınan yasa hükmü gereğince davacı 1977/68 esas sayılı dosyada avukatlık ücretine müstehak değildir. Diğer davalara gelince; 1977/68 esas sayılı dosyada azlin haklı nedene dayandığı benimsendiğine göre, aynı vekaletname ile takip olunan diğer davalarda da azil hukuki sonuç doğurur, başka bir anlatımla azli o davalardaki vekalet ilişkisine de sirayet eder. Bu davalar yani 1977/68 esas sayılı dava dışındakiler için ücrete gelince; ilke olarak haklı azil halinde avukatlık ücreti istenilemez ise de, 1977/68 sayılı dosyada davacı avukatın azle yol açan davranışının davalı müvekkili aleyhine herhangi bir sonuç doğurmadığı, sözü edilen davanın müvekkil lehine sonuçlandığı bir gerçektir. Hal böyle olunca diğer davalar için sonuçlanmamış olsa dahi azil tarihine kadar davacı avukatın sarf ettiği mesai dikkate alınarak adalete uygun bir avukatlık ücreti takdiri bu olayın özelliği itibariyle hakkaniyete uygun düşecektir. O halde mahkemece azle yol açan, esas 1977/68 sayılı dava için davacının ücrete müstehak olmadığı dikkate alınarak diğerleri için verilecek avukatlık ücretinin miktarı, ilgili dosyalar incelenerek her birinden azil olana kadar olan mesai ile yapılan işin önemi ve işin bulunduğu aşama göz önünde bulundurularak hakkaniyete uygun olarak hesaplanmalı ve sonucu uyarınca bir karar verilmelidir.

Sonuç: Davacının temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.09.1987 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
T.C.
Yargıtay

Hukuk Dairesi 13


Tarih 10.04.2006
Esas No 2006/528
Karar No 2006/5252

ALACAK DAVASI - AVUKATIN HAKSIZ OLARAK AZLİ - AZİL TARİHİNE KADAR SARF ETTİĞİ EMEĞİN AVUKATA ÖDENMESİ

Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 164\MADDE 174

Özet
Avukatın haksız olarak azli halinde ücretin tamamı azil edilen vekile verilir ancak, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise, yani azil haklı ise avukatlık ücretinin ödenmesi gerekmez. Haklı olarak azledildiği halde, azle yol açan davranışının davalı aleyhine herhangi bir sonuç doğurmayan ve azle neden olan davranışı iş sahibine zarar vermeyen avukatın, azil tarihine kadar sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık adalete uygun bir avukatlık ücretinin ödenmesi hakkaniyet gereği olarak kabul edilmelidir.


İçerik
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı M.T ile davalı İ.B'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Karar: Davacı, davalının İktisat Bankasındaki hesabında bulunan paranın, 16.3.2001 tarihinde bilgisi dışında kesilmesi nedeni ile 4.379.903. YTL.'nin dava yolu ile geri alınmasında, 2.4.2001 tarihli vekaletle Avukatlığını yaptığını, dava dosyasında yargılamaya devam edip bilirkişi raporu alındıktan sonra 5.2.2002 tarihinde azledildiğini, 2/4.2001 tarihli ücret sözleşmesi gereğince kararlaştırılan ücret tutarı 340.000 YTL.'nin KDV.'si ile birlikte azil tarihinden itibaren ödetilmesini istemiştir.

Davalı, İktisat Bankası'nın fona devredilip, mevduatına trilyonluk aniden el konulması nedeni ile zor durumda kaldığından ve davacının yazılı taahhütleri gözetilerek tecrübesizliğinden yararlanılarak davacı avukat ile yapılan geçersiz taahhütnamede belirtilen davanın sonuçlandırılıp ve güveninin sarsıldığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, 4.379.903 YTL.'nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiş; hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı ile davalı arasında imzalanan 2.4.2001 tarihli ücret sözleşmesinde; işin konusunun, davalı İ.B'nin iktisat bankası mevduat hesabından 16.3.2001 tarihinde kesilen 4.379.903.108.945 TL.'nin bankadan geri alınması olduğu açıklanmış, prosedür olarak da, ihtarname çekilmesi, ihtiyati haciz karan alınması, normal icra takibi yapılıp, banka borca itiraz ederse itirazın iptali ya da kaldırılması davası açılarak dava sonunda tahsilatın sağlanacağı, 4.379.903.108.945. TL.'nin % 5'i ile, inkar tazminatı ve tahsil tarihine kadar işleyecek faizden % 5'nin vekalet ücreti olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, sözleşme, yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu'nun 163. maddesine göre başarıya göre değişme şartını içermediğinden geçersizdir. Yine, davacı avukatın imzasını taşıyan prosedür başlıklı belgede de, izlenecek yol açıklandıktan sonra, duruşma günlerinin kısa aralıklarla alınıp, davanın erken bitirilmesi konusunda avukatın özel bir gayret göstereceği, bu suretle yargılamanın 2002 şubat-mart aylarında bitirilip, paranın tahsilinin sağlanacağı, bu sürece Yargıtay aşamasının da dahil olduğu bildirilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının davalı avukatı olarak banka aleyhine 13.5.2001 tarihinde icra takibi yaptığı, dava dışı banka tarafından davalı aleyhine açılan menfi tespit davasında da, davalıyı avukat olarak temsil ettiği ve yargılama sonuçlanmadan 5.2.2002 tarihinde vekâletten azledildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece; ücret sözleşmesi kapsamındaki işler nedeni ile yapılan azlin haklı olduğu ancak, menfi tespit davasındaki davacı avukatın hizmetinin ücret sözleşmesinin kapsamı dışında olup, sözleşme düzenlenirken tarafların öngöremedikleri bir iş görme niteliğinde bulunduğu, bu nedenle Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesine göre, davanın değeri üzeriden % 5 vekâlet ücretine karar verilmesi gerektiğine ilişkin, 2.5.2005 tarihli bilirkişi kurulu görüşü esas alınarak karar verilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme ve avukat imzalı belge içeriğinden, davacı avukatın sözleşme konusu alacak bakımından sonuç borcu altına girdiği yani, davalı hesabından el konulan meblağın geri alınmasının dava yolu ile sağlanacağının kararlaştırıldığı, bu davanın icra takibi ya da itirazın iptali davası ile sınırlı tutulmadığı kabul edilmelidir. Yani yapılan takibe itiraz edilmesi halinde açılacak itirazın iptali davası ile itiraz edilmemesi halinde açılan menfi tespit davasının her ikisi de aynı sonuca yöneliktir. Bu durumda, davacı tarafından, davalının avukatı olarak temsil edildiği menfi tespit davasında, ücret sözleşmesinin kapsamı içinde olduğu kabul edilmelidir. Ücret sözleşmesi ile eki avukat imzalı belgeye göre, başarılı sonucun taahhüt edilen sürede sonuçlandırılamamış yani, paranın tahsilinin sağlanamamış olması, azlin haklı olduğunu göstermektedir. Aslında mahkemenin de kabulü bu yöndedir.

Avukatlık kanununun 174. maddesine göre, avukatın haksız olarak azli halinde ücretin tamamı azil edilen vekile verilir ancak, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise, yani azil haklı ise avukatlık ücretinin ödenmesi gerekmez. HGK.'nın 23.9.1987 gün 87/3-188 esas 87/657 karar sayılı ilamında da açıklandığı gibi, haklı olarak azledildiği halde, azle yol açan davranışının davalı aleyhine herhangi bir sonuç doğurmayan ve azle neden olan davranışı iş sahibine zarar vermeyen avukatın, azil tarihine kadar sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık adalete uygun bir avukatlık ücretinin ödenmesi hakkaniyet gereği olarak kabul edilmelidir. Mahkemece, davacı avukatın azil tarihine kadarki emek ve mesaisi ile yapılan işin önemi ve işin bulunduğu aşama göz önünde bulundurularak, hakkaniyete uygun olarak takdir edilecek uygun bir miktarın davacı ücreti olarak davalıdan tahsiline karar verilmelidir. Yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

3- Kabule göre, ücret sözleşmesinde 658.379.369.100 TL.'nin banka tarafından ödenmiş olması nedeni ile, bu miktar için avukatlık ücretinin alınmayacağı kabul edildiği halde, bu miktar da dahil olmak üzere vekalet ücretine karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Sonuç: 1. bent gereği davacı ve davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. ve 3. bent gereği kararın BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 10.04.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.
C.
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu


Tarih 25.11.2009
Esas No 2009/13-482
Karar No 2009/556

ALACAK DAVASI - VEKALET İLİŞKİSİNİN KARŞILIKLI GÜVENE DAYALI BİR İLİŞKİ OLMASI - DAVACI AVUKATIN DAVALI MÜVEKKİLİNE İHTARNAME GÖNDEREREK HENÜZ HAK ETMEDİĞİ VEKALET ÜCRETLERİ YÖNÜNDEN İSTEMDE BULUNMASI - DAVACININ DAVALININ GÜVENİNİ SARSMIŞ OLMASI

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 390
Avukatlık Kanunu (1136): MADDE 174

Özet
Vekalet ilişkisi karşılıklı güvene dayalı bir ilişki olup, vekilin üstlendiği görevini ve yapacağı işi doğruluk ve özenle yerine getirmesi zorunludur. Davacı avukat, bu kuralı da ihlal etmek suretiyle davalı müvekkiline ihtarname göndererek henüz hak etmediği vekalet ücretleri yönünden verilen süre içerisinde harç ve masrafların ikmal edilmemesi halinde dava açacağını bildirmekle müvekkilinin kendisine olan güvenini de sarsmıştır. Açıklanan tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde davalının davacıyı haklı nedenlerle vekillik görevinden azletmiş bulunduğunun kabulü zorunludur.


İçerik
Dava: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Üsküdar 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.11.2007 gün ve 2006/319 E- 2007/269 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi nin 28.10.2008 gün ve 2008/10902-12587 sayılı ilamı ile;

(...Davacı, avukat olduğunu, davalı ile aralarında 16.5.2005 tarihinde yaptıkları sözleşme gereğince davalıya vekaleten dava dışı Üsküdar Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ne karşı kamulaştırmasız el atma vs. nedenlerle kısmi tazminat davaları açtığını, davaları layıkı ile takip edip, bilirkişilerden raporlar aldığını, aralarındaki sözleşmede alınacak raporlardan sonra belirlenecek miktarların da ek dava ya da ıslah yolu ile tarafınca yürütülmesinin kararlaştırıldığını, tüm bu açılmış ve açılacak davalar yönünden dava değerinin 9/165 oranında vekalet ücreti ödenmesinin öngörüldüğünü, açılan 4 adet kısmi dava dosyası yönünden de bilirkişi raporları ile talep edilebilir olacak miktarlarının belirlendiğini, bu dosyalardan biri yönünden harcı ikmal edilmek suretiyle ıslah hakkının kullanıldığını, diğer dava dosyaları yönünden de talep edilebilecek ücretlerin bilirkişi raporları ile belirlenebilir hale geldiğini, bunun üzerine davalıya ihtarname gönderip ıslah ya da ek dava için harçları ikmal etmesini istediğini, bunun üzerine davalının kendisini haksız olarak azlettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutmak suretiyle şimdilik Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2005/23 Esas sayılı dosyası yönünden 5.000.-YTL karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti yönünden de 1.000.-YTL; aynı mahkemenin 2005/27 Esas sayılı dava dosyası yönünden 750.-YTL, karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti yönünden de 250.-YTL, yine aynı mahkemenin 2005/150 Esas sayılı dava dosyası yönünden 2.350.00.-YTL, karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti yönünden 400.-YTL, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2000/999 Esas sayılı dava dosyası yönünden 3.480.00.-YTL, karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti yönünden de 520.-YTL vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının kendisine vekaleten iç hukuk yollarını tüketmeden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne başvurduğunu, TBMM ne karşı yasal boşluğun doldurulmaması nedeniyle adli yargıda tazminat davası açtığını, hukuki bilgisi bulunmadığını, açılan kısmi davalar yönünden harç ikmal edilmesi konusunda sponsor bulmaya kalktığını, harcın ikmal edilmemesi halinde vekalet ücreti yönünden dava açacağına ilişkin olarak ihtarname gönderip, güvenini sarstığını, harcı ikmal edecek güçlerinin bulunmadığını, davacıya düzenli olarak aylık ücretlerinin ödendiğini, azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki 16.5.2005 tarihli sözleşmenin, davacı avukatın davalıya vekaleten Türkiye Büyük Millet Meclisi aleyhine açtığı davanın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne açtığı davanın kesinleşmesinden sonra imzalandığı, davacının açılan tüm davalarda davalıyı layıkıyla temsil ettiği, azlin haksız olduğu gerekçe gösterilmek ve 14.03.2006 tarihli bilirkişi kurulu raporu kısmen esas alınmak suretiyle davacının Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2005/23 esas sayılı dosyası yönünden 4.415.842.00.-YTL, aynı mahkemenin 2005/27 esas sayılı dosyası yönünden 1.200.00.-YTL, 2005/150 Esas sayılı dosyası yönünden 3.520.00.-YTL ve Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2005/999 (bozulmakla Üsküdar 5. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2007/182 Esas) sayılı dosyası yönünden de 3.074.931.00.-YTL vekalet ücretine hak kazandığı belirtilerek ve taleple bağlı kalınarak vekalet ücretlerine yönelik talebin kabulüne, karşı tarafa yükletilen vekalet ücretine ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Toplanan delillerden ve dosya kapsamından kooperatifin davacı avukata verdiği 01.12.2001 tarihli vekaletname gereğince davacının davalıya vekaleten 24.5.2002 tarihinde Avrupa insan Hakları Mahkemesi ne başvurarak, mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle dava dışı idarenin tazminata mahkum edilmesini istemiş; adı geçen mahkemece de iç hukuk yolları tüketilmeksizin böyle bir dava açılamayacağı gerekçesiyle 27.04.2004 gününde kabul edilemezlik kararı verildiği, yine davacı avukatın davalı vekili olarak 03.02.2005 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi nden dolayı Maliye Hazinesi ne karşı Anayasa Mahkemesi nce iptal edilen 2960 Sayılı Yasanın 3194 Sayılı Yasa ile değişik 3/g maddesinin iptal edilmesi ve iptal edilen yasa yerine yeni bir yasa çıkarılmadığından bahisle Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2005/27 esas sayılı dosyası ile tazminat davası açtığı, mahkemece, Yasama Meclisini Hazine nin temsil edemeyeceği gibi, Yasama Meclisine karşı böyle bir dava açılamayacağı gerekçe gösterilmek suretiyle açılan davanın 2.3.2005 gününde reddine karar verildiği, daha sonra dosyanın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, anılan mahkeme kararından sonra tarafların 16.05.2005 gününde bir araya gelerek işbu davaya konu edilen imzaladıkları, sözleşmenin başlıklı bölümünde sözleşmeye ve takip edilen davalara konu edilen taşınmazlar listelendikten sonra başlıklı bölümünden de 7 bent halinde bu taşınmazların davacı avukat tarafından kamulaştırılmalarının sağlanması veya kamulaştırılmasız el atma hükümleri çerçevesinde bedellerinin tanzim edilmesi veya imara açılmalarının sağlanması ya da orman olarak kamulaştırılmalarının sağlanması veya turizm alanı ilan edilmesi veya kamuya ait başka taşınmazlarla takas edilmesinin sağlanması bu amaçların kısmen veya birlikte gerçekleştirilmesi taahhüdünde bulunulduğu, aynı sözleşmenin devam eden maddelerinde de davacı avukat tarafından davalıya vekaleten kısmi dava şeklinde açılmış davaların yürütülmesine devam edileceği gibi ıslah ya da ek dava yolu ile açılacak davaların da adı geçen avukatın takip edeceği, yaptığı iş karşılığında da hükmedilecek miktarın % 65 i oranında vekalet ücreti ödeneceği öngörülmüş; açılan kısmi davalar yönünden Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2005/23 esas ve Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesi nin 2005/999 esas sayılı dava dosyalarını bilirkişilerin raporlarını ibraz etmelerinden sonra davacı avukat, davalı kooperatife gönderdiği 26.8.2006 tarihli ihtarnamesiyle davaların ıslah ya da ek dava yolu ile açılması için gerekli harç ve masrafların verilen sure içerisinde ödenmesi, aksi taktirde açılmış ve açılacak tüm davalar yönünden vekalet ücreti alacaklarının dava yolu ile tahsili cihetine gidileceğini bildirmiş, bunun üzerine davalının da 15.09.2006 gününde gönderdiği ihtarnamesiyle davacıyı vekillikten azlettiği ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın da
azlin haklı olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı avukatın davalı müvekkilini yanlış şekilde yönlendirmek ve yanıltmak suretiyle gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne iç hukuk yollarını tüketmeden ve gerekse Yasama Meclisine karşı yasa çıkartmadığından bahisle müvekkili aleyhine sonuçlanan gereksiz davalar açtığı anlaşıldığı gibi az yukarıda açıklanan ve 16.05.2005 tarihli sözleşme ile de kuru taahhütlerden öteye geçmeyecek ve avukatlık görevi ile bağdaşmayacak aynı anda birçok taahhüdü içerisinde barındıran vaatlerde bulunmak suretiyle müvekkilini oyalama ve yanıltmaya yönelik tavrını sürdürmüş, bununla da kalmayıp, bizzat kendisinin de katıldığı davalı kooperatifin 08.01.2006 tarihli genel kurul toplantısında yaşanan mevcut maddi sıkıntılar nedeniyle açılan eldeki kısmi davaların ıslah ya da ek dava yoluyla haçlandırılamayacağı hüküm altına alınmış olmasına rağmen, henüz ıslah ya da ek dava açılması aşamasına dahi gelmemiş az yukarıda zikredilen dava dosyalan yönünden de davalıya 26.08.2006 tarihli ihtarnamesini göndererek verilen süre içerisinde harç ve masrafların ikmal edilmemesi ve ek dava ve ıslah imkanı sağlanmaması durumunda açılmış ve açılacak davalar yönünden vekalet ücreti alacaklının dava yolu ile tahsil edileceğini bildirmiştir. Oysa ki BK. 390 ve devamı maddeleri hükümlerine göre vekalet ilişkisi karşılıklı güvene dayalı bir ilişki olup, vekilin üstlendiği görevini ve yapacağı işi doğruluk ve özenle yerine getirmesi zorunludur. Davacı avukat, bu kuralı da ihlal etmek suretiyle davalı müvekkiline az yukarıda zikredilen ihtarnamesini göndererek henüz hak etmediği vekalet ücretleri yönünden verilen süre içerisinde harç ve masrafların ikmal edilmemesi halinde dava açacağını bildirmekle müvekkilinin kendisine olan güvenini de sarsmıştır. Açıklanan tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde davalının davacıyı haklı nedenlerle vekillik görevinden azletmiş bulunduğunun kabulü zorunludur. Avukatlık Kanunu nun 174. maddesinin 2. bendi hükmünce de avukatın kusur ve ihmali nedeniyle (haklı nedenlerle azledilmiş olması halinde hiçbir ücret isteyemeyeceği öngörüldüğünden ve azil tarihi itibariyle takip ettiği dava dosyalarından hiçbirisinin karara bağlanıp kesinleşmiş olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden: Davalı vekili.

Hukuk Genel Kurulu Kararı

Hukuk Genel Kurulu nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, davacı avukat tarafından davalı kooperatif aleyhine 16.05.2005 tarihli iş ve ücret sözleşmesine dayalı olarak daha önce açılan ve Hukuk Genel Kurulu nda direnme yoluyla incelenen davada, davalının davacıyı haklı nedenlerle vekillik görevinden azletmiş bulunduğunun Hukuk Genel Kurulu nun 04.11.2009 gün ve E: 2009/13-493 K: 2009/468 sayılı ilamı ile kesinleşmiş olmasına; dolayısıyla haklı nedenlerle azledilen davacı, davalıdan hiçbir ücret talep edemeyeceğine göre, Hukuk Genel Kurulu nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.