Hukuk hakimi, ceza hakiminin belirlediği kusur oranı ve delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de; sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile ve iddia olunan eylemin hukuka
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi,
Esas: 2009/8459, Karar: 2011/1487 İçtihat
         www.neohukuk.net
 
ÖZET :
Hukuk hakimi, ceza hakiminin belirlediği kusur oranı ve delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de; sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile ve iddia olunan eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleri ile bağlıdır.
Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 01/04/2009 tarih ve 2003/356-2009/148 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete 28.03.2003 tarihli başvuru formu ile banka birikim sigortası yaptırmak için müracaatta bulunduğunu ve bir yıllık sigorta prim bedeli olan 15.000 Euro'yu ödediğini, ancak davalının 09.04.2003 tarihli ihtarnamesi ile ilk priminin ulaşmadığı ve davacının müracaatının risk kabul politikasına uymadığından bahisle başvuruyu reddederek ödenen primin ilgili acenteden geri alınmasını ihbar ettiğini, bu bildirim üzerine acentenin bulunduğu adrese gidildiğinde acentenin adreste olmadığının görüldüğünü, bu konuda davalıya yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını, ödenen prim bedellerinin tahsili amacıyla yapılan takibe davalının bahse konu primi alanın acente olup acentenin kendilerini dolandırdığı ve hatta davacının dahi bu dolandırıcılığa dahil olabileceğini iddia edip prim iadesi ile acentenin yükümlü olduğunu belirtilerek itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, dava dışı acente ile yapılan acentelik sözleşmesinin 4.maddesine göre acentenin, poliçenin şirket merkezi tarafından tanzim edilip gönderilmesinden önce prim tahsil edilerek makbuz kesme yetkisi olmadığını, bu hususun ürünün tanıtımının yapıldığı açıklama kitabında yer aldığı gibi başvuru formunda da başvurunun şirket tarafından kabul edilip poliçeleştirilmesi halinde başvuru formunun makbuz niteliğini taşıyacağının açıkça yazılı olduğunu, davacı için poliçe tanzim edilip kendisine teslim edilmediğini, davacı ile dava dışı acente yöneticileri ve üçüncü kişiler hakkında inceleme başlatıldığını, acente ile yapılan sözleşmenin feshedilip 15.04.2003 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan ettirildiğini, olaya ilişkin olarak yapılan suç duyurusu üzerine soruşturma başlatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalı ile dava dışı acente arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin 4.maddesi, yine davacı ile dava dışı acente arasında düzenlenen banka birikim sigortası başvuru formundaki açıklamalardan başvurunun davalı şirket tarafından kabul edilip poliçeleştirilmesi ve prim tahsilatının gerçekleşmesi halinde prim ödemesinin olacağı, teklifin kabul edilmemesi halinde durumun davalı tarafından acenteye, acente tarafından da sigortalıya bildirileceği şeklindeki hükümler ve davacı tarafından yapıldığı iddia edilen ödemenin davalı şirket kayıtlarında bulunmadığına ilişkin tespit de gözetilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacının birikim sigortası yaptırmak için davalının dava dışı acentesine vermiş olduğu bir yıllık sigorta prim bedelinin, başvurusunun davalı tarafından kabul edilmemesi nedeniyle iadesine yönelik başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçelerle ceza mahkemesi kararı sonucunun beklenilmesinden vazgeçilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa, mahkemenin davanın reddine gerekçe yaptığı davalı ile dava dışı acente arasındaki acentelik sözleşmesinin 4. maddesindeki koşula, başvuru formundaki mevcut ibare ve kayıtların varlığına rağmen davalı tarafından dava dışı acenteye verilen başvuru formu üzerindeki bilgilerden dava dışı acentenin prim tahsil etmeye yetkili olduğu açıkça anlaşılmakta olup, BK'nun 53.maddesine ve yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, hukuk hakimi gerek ceza hakiminin belirlediği kusur oranı ve gerekse de delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile bağlı değil ise de; sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile ve iddia olunan eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen mahkumiyet kararının bu yönleri ile bağlıdır. Bu bağlamda, davalı tarafından dosyaya sunulduğu anlaşılan Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2004/____ esas 2007/____ karar sayılı ilamında işbu davadaki davalının müdahil, davacının ise dava dışı acentenin ortakları ve üçüncü kişilerle sanık olarak yargılandığı davada verilen hükmün henüz kesinleşmediği, anılan ceza davasının sonucu işbu davanın sonucunu doğrudan etkileyebileceği anlaşılmakla mahkemece yanılgılı değerlendirme ile ceza yargılamasının sonucu beklenmeden karar verilmesi de doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

KARAR : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi