SİGORTALI SAYILANLAR VE SAYILMAYANLAR YAŞLILIK AYLIĞI KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2010/21-369 E.N , 2010/391 K.N.   www.neohukkuk.net

İlgili Kavramlar

KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ

SİGORTALI SAYILANLAR VE SAYILMAYANLAR

YAŞLILIK AYLIĞI

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "Kurum işleminin iptali ile tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Diyarbakır 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 07.05.2008 gün ve 2006/281 E., 2008/111 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı Kurum vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 09.07.2009 gün ve 2008/11655 E., 2009/10876 K. sayılı ilamı ile;

(…Dava, davacıya 1.2.1999 tarihinden bağlanan yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptali ile kesilen aylığın yeniden bağlanması ve aylıkların ödenmesi gereken tarihten faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne, davacının 22.3.1985 tarihinden 30.9.1985 tarihine kadar isteğe bağlı sigortalı olduğunun kabulüyle davacının yaşlılık aylığını kesen Kurum işleminin iptali ile kesilen aylığın bağlanmasına, ödenmeyen aylıkların ödenmesi gereken tarihlerinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir

01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı yasanın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı yasa, Bağ-Kur'lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.

Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, kuruma 21.8.1988 tarihinde verilen giriş bildirgesine istinaden, oda kaydına göre 22.3.1985 tarihi itibariyle Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, davacının 30.9.1985-5.7.1990 tarihleri arasında vergi kaydının, 10.2.1984-19.1.2000 tarihleri arasında oda kaydının bulunduğu, sicil kaydının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Davacıya 22.3.1985-26.1.1999 tarihleri arasında 13 yıl 10 ay 4 gün Bağ Kur sigortalılık süresi ve askerlik borçlanmasıyla kazandığı 1 yıl 8 ayın toplamları 15 yıl 6 ay 4 gün üzerinden 1.2.1999 tarihinden itibaren kısmı yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının oda kaydı üzerinde 24.8.1998 tarihinde yapılan tetkikte Kurum İl Müdürü Yardımcısı, Şefi ve Oda Başkanın birlikte tuttukları tutanakta davacının 14.5.1998 tarihinde noterce onaylanan defterde 196 sırada 10.2.1984 tarihinden beri kayıtlı olduğunun belirlendiği ancak bu defa aylık tahsisinden sonra 11.5.2007 tarihli müfettiş raporunda ise davacının 14.11.1985 tarihinde noterce onaylanan defterin 18 sayfasında 10.2.1984 tarihinden beri odaya kayıtlı olduğunu 24.8.1998 tarihinde yapılanan tetkikte düzenlenen tutanağın kötü niyetle tutulduğunu her iki deftere göre de davacının geriye dönük kayıt edildiğini bu nedenle oda kaydının geçersiz sayılması gerektiğini bildirdiği, davacı ve diğer bir kısım sigortalı ve kurum çalışanları hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/5865 sayılı dosyasında şüpheli olarak ifadesi alınan davacı hakkındaki soruşturmanın devam ettiği anlaşıldığı halde mahkemece sigortalının suç vasfı taşıyan bir eylemi nedeniyle geriye dönük odaya kayıt yaptırıp yaptırmadığının saptanabilmesi için ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılması gerekirken dosyaya getirtilmeyen pirim ödeme cetveline göre 22.3.1985 ten itibaren davacının isteğe bağlı Bağ Kur sigortalısı olduğu kabul edilerek istemin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.

Bir kimse kendi kusuru olmaksızın sosyal güvenliğe sahip olduktan sonra, sosyal güvenliğe tabi olmanın koşulları oluşmadığından sözedilerek sosyal güvenceden yoksun bırakılamaz. Kaldı ki davalı Kurumun uzunca süre davacının ödediği primleri kullanıp davacıya sosyal güvenlik yönünden ümit verdikten sonra sigortalılığı iptal etmeside Medeni Kanunun 2. maddesinde öngörülen afaki iyiniyet kuralı ile bağdaşmayacaktır. Ancak oda kaydındaki usulsüzlüğün davacının katılımı ile yapılmış olması halinde hiç kimse kendi kusurundan yararlanamayacağına ilişkin genel hukuk kuralı gereğince davacının usulsüz oda kaydına dayanarak hak elde etmeside mümkün değildir.

Uyuşmazlığın çözümü için davacının oda kaydının usulsüz oluşturulmasında katılımının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Yapılacak iş; ceza soruşturmasının dava açılmış ise ceza davasının sonucunun beklenmesine davacının usulsüz oluşturulan oda kaydının düzenlenmesinde bir hilesinin bulunduğunun anlaşılması halinde kimse kendi hilesinden yararlanmayacağından çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın özellikle ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılmadan yapılan inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…)

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.