SÜRESİNDE ÖDENMEYEN TASARRUF KESİNTİLERİ VE KATKI PAYLARI

YARGITAY

10. Hukuk Dairesi 2010/742 E.N , 2010/8821 K.N.  www.neohukuk.net

İlgili Kavramlar

ISLAH

SÜRESİNDE ÖDENMEYEN TASARRUF KESİNTİLERİ VE KATKI PAYLARI

UZLAŞMA

İçtihat Metni

Davacı vekili; tasarruf teşvik kesintisi, işveren katkı payı ve nema alacağının yasal faizi ile birlikte davalı işveren belediyeden alınmasını istemiştir.

Mahkemece; uyulan bozma ilâmı uyarınca inceleme yapılarak davanın kabulü yönünde karar verilmiştir.

Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) 01.04.1988 tarihinde yürürlüğe giren 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun "Tasarruf hesabı" başlığını taşıyan 4'üncü maddesinde; işverenlerin bu Kanun hükümleri çerçevesinde çalışanların ücretlerinden yapacakları tasarruf kesintisi ile sağlanacak işveren katkılarını tahakkuk ettirerek ücret ödemesinin yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar T.C. Ziraat Bankasında ilgili adına açtıracakları "Tasarrufu Teşvik Hesabı"na yatıracakları belirtilmiş; "Ödemelerin zamanında yapılmaması" başlıklı 7'nci maddesinde, işverenlerin, ücretlerden yapacakları tasarruf kesintileri ile sağlayacakları işveren katkılarını 4'üncü maddede belirtilen süreler içinde ilgililerin banka hesaplarına yatırmamaları durumunda, yatırılması gereken tutarların resen veya ilgililerin başvurusu halinde Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Kanunun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri uyarınca tahsil olunarak alınacak gecikme zammı ile birlikte ilgili banka hesabına yatırılacağı açıklanmıştır.

Bununla birlikte, amacı, 3417 sayılı Kanun uyarınca açılmış bulunan Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabında biriken paraların tasfiyesi ve bu hesaptan hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olan, 29.04.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4853 sayılı Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabının Tasfiyesi ve  Bu  Hesaptan  Yapılacak  Ödemelere

Dair Kanun, 3417 sayılı Kanunu yürürlükten kaldırmıştır. Anılan Kanunun 5'inci maddesinde, hak sahiplerinin ücretlerinden yapılan tasarruf kesintileri veya ilgili işverenin katkılarına ait, bu Kanunun yürürlüğe girdiğinde kalan nemanın, aylık olarak Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan bir önceki aya göre Tüketici Fiyatları Genel İndeksi değişim oranında ve ek olarak yıllık %5 oranında değerlendirileceği; 6'ncı maddesinde, hak sahiplerine, anapara tutarlarının 2003 yılı Nisan ayında defaten ödeneceği, 5'inci madde uyarınca değerlendirilen tutarın Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere 2004 yılında dört taksit, 2005 yılında dört taksit ve Mart ve Haziran aylarında olmak üzere 2006 yılında iki taksit olarak toplam on taksitte ödeneceği; 7'nci maddesinde, 3417 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 2'nci maddesi kapsamındaki hak sahipleri tarafından bu Kanun kapsamına giren alacaklarla ilgili olarak yargı mercilerine açılmış ve devam eden davalar ile icra takipleri hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı; 8'inci maddesinde, 3417 sayılı Kanun hükümlerine göre, ücretlerden yapılması gereken tasarruf kesintileri ile katkı paylarını süresi içinde ilgililer adına açılmış bulunan Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırmayan işverenlerden; yatırılması gereken tutarlar ile gecikme zammı, resen veya ilgililerin başvurusu durumunda Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Kanunun primlerin tahsiline ilişkin hükümleri dairesinde tahsil olunarak T.C. Ziraat Bankası şubelerindeki ilgili Tasarrufu Teşvik Hesaplarına yatırılacağı öngörülmüştür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.05.2007 gün ve 2007/21-228 Esas - 2007/247 Karar sayılı, 04.07.2007 gün ve 2007/10-433 Esas - 2007/455 Karar sayılı ilâmlarında da vurgulandığı gibi; çalışanların zorunlu olarak tasarrufa teşvik edilmesi ve bu tasarrufların değerlendirilmesi kapsamında oluşan hukuki ilişkinin borçlusu işveren olup, dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı), borç ilişkisinden doğan edimi ifayla yükümlü olan, kendisinden edimin ifası istenen kişi konumunda bulunmamaktadır. 4853 sayılı Kanundan doğan yükümlülüğün kapsamı, sigortalı adına ve hesabına tahsilden ibarettir ve mevzuatında öngörülmemesi karşısında, Kuruma verilen bu görev ve yetki aynı zamanda müteselsil borçluluğu içermemektedir. 3417 ve 4853 sayılı Kanunlar uyarınca tasarrufu teşvik alacaklısına sağlanmaya çalışılan güvence; işveren karşısında güçsüz konumdaki çalışanın, belirtilen kesinti, katkı payı ve nema toplamı yönünden oluşan alacağını kamu alacağı düzeyine çıkararak, onun 6183 sayılı Kanun uyarınca Kuruma tanınan olağanüstü takip ve tahsil yollarından yararlandırılmasını sağlamaktır.

Kurum, 4853 sayılı Kanunun 8'inci maddesi gereğince, haciz yoluyla tahsil ettiği tasarruf teşvik kesintisi  ile katkı payını ilgilinin T.C. Ziraat Bankasındaki hesabına yatırmakla yükümlü olup, haciz yoluyla tahsil edilen tutar yönünden işverenin tasarrufu teşvik kesintisi ve nema alacağından sorumlu olduğu kabul edilemez. Kurumun kanundan kaynaklanan tahsil yükümlülüğünü gerçekleştirdikten sonra işverenden tahsil ettiği tutarı, sigortalısının bankadaki hesabına yatırma görevi vardır ve bu görev yerine getirilmediği takdirde, Kurum sebepsiz zenginleşen konumunda olacak ve tahsil edilen miktar bakımından sigortalısına karşı hukuki sorumluluğu doğacaktır.

Ayrıca; 13.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanununun geçici 5'inci maddesinde yer alan; Belediyeler ve bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde ellisinden fazlası belediyelere ait şirketlerin, 31.12.2004 tarihi itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarından olan kamu ve özel hukuka tâbi alacaklarının, bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına karşılık olmak üzere 31.12.2005 tarihine kadar takas ve mahsup edileceği, Bakanlar Kurulunun bu süreyi altı aya kadar uzatmaya yetkili olduğu, bu madde kapsamındaki alacak ve borç ifadesinin bu alacak ve borçlara ilişkin ferileri ve cezaları da kapsadığı, bu kapsamda yer alan kuruluşların takas ve mahsup işlemine konu olan veya olmayan borçlarının, genel bütçe vergi gelirlerinden her ay ayrılacak paylarının yüzde kırkını geçmemek üzere kesinti yapılarak tahsil edileceği yönündeki düzenleme ve 2005/8928 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında yer alan esaslar çerçevesinde, davalının tahsil edilmeyen tasarrufu teşvik kesintilerine ilişkin Kuruma ve diğer kurumlara olan borçlarının ödenmesi ile ilgili olarak Hazine Müsteşarlığınca uzlaşmaya varılması ve davalının genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylarından her ay taksitler halinde kesilmek suretiyle borçların tasfiyesi işlemlerinin başlatılması olasılık ve olanağı bulunmaktadır.

Uzlaşma kapsamında tahsil edilecek tasarruf teşvik kesintisi, işveren katkı payı ve bunların neması işçiye ait bir hak olsa da; kanun gereği, işveren belediyeden tahsil yükümü Kuruma ait olduğundan, Kurum tarafından tasarruf teşvik kesintisinin uzlaşma kapsamında tahsiline başlanmış olması durumunda işverenin yükümlülüğünün sürdüğünden söz edilemez. Aksi takdirde, işverenin aynı borç sebebiyle mükerrer şekilde sorumluluğuna gidilmiş olacaktır. O halde, 5393 Sayılı Kanunun 5'inci maddesi gereğince uzlaşma kapsamına alınan tasarrufu teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından sorumluluğun Kuruma ve Hazineye ait olduğu kabul edilmeli, işveren belediyenin, uzlaşma kapsamına alınan borç tutarı kadar sorumluluğu ortadan kalkacağından husumet Hazineye yöneltilmelidir. Hazinenin ise, belediyeye ait tasarrufu teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarına ilişkin borçlarını yapılan uzlaşma kapsamında belediyenin genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylarından her ay taksitler halinde kesilmek suretiyle Kuruma ödemesi durumunda, ödediği miktar kadar sorumluluğun Kuruma ait olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Son olarak belirtilmelidir ki; işveren tarafından T.C. Ziraat Bankasına yatırılan tasarrufu teşvik kesintisinin bulunması halinde, hesapta bulunan tasarrufu teşvik kesintisi ve neması yönünden sorumluluktan söz edilemeyeceği de dikkate alınmalıdır.

Diğer taraftan; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84'üncü maddesi hükmü gereğince, ıslah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye, tabi olmayan davalarda yargılama sonuna kadar yapılabilir. Yargıtay Kanununun 45'inci maddesi gereğince, benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayıcılığı niteliği bulunan 04.02.1948 gün, 1944/10 Esas ve 1948/3 Karar numaralı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da belirtildiği gibi, dava açıldıktan sonra konusunda, nedeninde, kanıtlarda ve benzeri işlerde yönteme ilişkin olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir kereye özgü olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri tamamlamak amacıyla, yargı kararına gerek olmaksızın taraflarca sözlü veya yazılı olarak yapılabilen ıslah işlemi, Yargıtay'ca karar bozulduktan sonra gerçekleştirilemez.

İnceleme konusu dava yönünden; çalışma döneminde ilgili bankada tasarruf teşvik hesabı açtırılmadığı ve herhangi bir ödeme yapılmadığı belirgin bulunmakla, tasarruf teşvik kesintileri, işveren katkı payları ve nemalarına yönelik olarak dava dışı Kurumca herhangi bir tahsilat yapılıp yapılmadığı, tahsil edilen tutar varsa bunların kim adına ve hangi hesaba yatırıldığı, her bir işçi yönünden tahsil edilen miktarın bankada açılan tasarrufu teşvik personel hesabına ilgilisi adına yatırılıp yatırılmadığı araştırılmalı, anılan borcun 5393 sayılı Kanun hükümleri gereğince uzlaşma kapsamına alınıp alınmadığı saptanarak uzlaşma kapsamında tahsile ilişkin olarak da benzer nitelikte araştırma yöntemi izlenip borcun davalı işverenden alınıp alınmadığı tüm açıklığıyla ortaya konulmalı, sonrasında, yukarıdaki paragraflarda belirtilen yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında irdeleme yapıldıktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin aynen kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi; kabule göre, yukarıda belirtilen içtihadı birleştirme kararına aykırı şekilde, Dairemizin bozma ilâmına uyularak yürütülen yargılama sırasında gerçekleştirilen ıslah işlemi esas alınarak fazla alacağın hüküm altına alınması da, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalıya geri verilmesine, 17.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.