GÖREVLİ OLMAYAN YERLERE BAŞVURMA GÖREVSİZLİK KARARI HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İSTİRDAT

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu 2010/9-314 E.N , 2010/342 K.N.   www.neohukuk.net

İlgili Kavramlar

GÖREVLİ OLMAYAN YERLERE BAŞVURMA

GÖREVSİZLİK KARARI

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

İSTİRDAT

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 18.02.2009 gün ve 2007/345 E.-2009/23 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 02.07.2009 gün ve 2009/20493 E.-2009/20271 K. sayılı ilamı ile;

("...Davacı; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğünce, mülga 1475 sayılı İK'nun 25. ve 98., 4857 sayılı İK'nun 30., 101. ve 108. maddelerine göre idari para cezası verildiğini, söz konusu idari para cezasının tamamen ödendiğini ve idari para cezasının iptali için idare mahkemesinde açılan davanın reddedildiğini, temyiz taleplerinin, temyiz ve karar düzeltme yolu kapalı olduğu için yerinde görülmediğini, idari para cezasının yeteri kadar sakat ve eski hükümlü çalıştırılmaması gerekçesine dayalı olarak tahakkuk ettirildiğini, bunun haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek, ödediği 46.842,00-YTL. idari para cezasına mahsuben 1.000,00-YTL.'nin faiziyle birlikte davalı Kurumdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı; İYUK'nun 2. ve 4857 sayılı İK'nun 108. maddesindeki düzenleme gereğince, dava konusu uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkeme idare mahkemesi olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddini savunmuştur.

Mahkemece; davacıya işyerinde yasa ve yönetmelikte belirtilen oranda özürlü ve eski hükümlü çalıştırmadığı gerekçesi ile davalı idare tarafından idari para cezası kesilmiş, bu işleme karşı idare mahkemesine itiraz edilmiş, dava ret edilmiş ve kesinleşmiştir. Davacı kesinleşen karar üzerine tahakkuk ettirilen idari para cezasını idareye ödemiştir. Mahkemeye getirilen uyuşmazlık ödenen bu idari para cezasının geri alınmasına ilişkindir. İYUK'un 2.maddesinde ve 4857 Sayılı Yasanın 108. maddesinde idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı idare Mahkemelerinde itiraz edilebileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, davacının da buna göre idari yargıya başvurup yasal yolları tükettiği görülmüştür. Yeniden adli yargıya başvurmakla bir yargı yolu tarafından kesin hükümle sonuçlandırılan uyuşmazlık başka bir yargı yolu vasıtasıyla etkisiz hale getirilmiş olacağından ve-ortada kesinleşmiş bir hüküm varken uyuşmazlığın yeniden dava yoluyla gündeme getirilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. İş mahkemelerinin görev alanını hâkim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesini esas alarak belirleyecektir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

Somut uyuşmazlıkta; İş Kanunun 108. maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemine bağlı olarak açılan bu dava idari bir işlemin devamı niteliğinde olduğundan, idari yargının görevli olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...")

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı, haksız olarak tahakkuk ettirilen idari para cezasına itirazının İdare Mahkemesince reddine dair kararın kesinleştiğini, idari yargı kararının temyiz edilememesine dayalı kesinliğin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini beyanla haksız ve yersiz olarak tahakkuk ve tahsil edilen idari para cezasının istirdadını talep etmiştir.

Yerel Mahkemece, idari para cezasının kesinleştiği gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçelerle bozulmuş, yerel mahkemece, davacının talebinin idari para cezasının iptaline değil, yersiz ödemenin istirdadına ilişkin olduğu, İş Kanununa dayanan talebin incelenmesinde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle ilk kararda direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davanın hukuksal nitelikçe idari işlemin iptali mi yoksa istirdat mı olduğu ve buna göre yargı yolu bakımından davanın adli yargı yerinde mi, yoksa idari yargı yerinde mi görülmesi gerektiği ve sonuç olarak mahkemenin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davanın niteliğinin belirlenmesi ve yargı yoluna ilişkin düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır:

Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 76. maddesi ve 4/6/1958 tarih ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, bir davada ileri sürülen olayları izah davacıya, maddi olayların hukuki tavsifi, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak mahkemeye ait olup bu husus aynı zamanda hakimin doğrudan görevidir. Hakim, tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp maddi vakıalarla bağlıdır. Dayanılan maddi olguların salt ilgili tarafça bildirilen içeriğine ve o tarafın bunlara yönelik hukuki nitelendirmesine bağlı kalınarak bir sonuca ulaşılması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesindeki düzenlemeye aykırıdır.

Mahkeme, önüne gelen uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak, hukuki nitelendirmeyi yaptıktan sonra, davaya konu edilen talebin dinlenilirliğini ve yasal koşullarını irdeleyecek, ortaya konulan deliller çerçevesinde yargılama yaparak; hukuka uygun olmak üzere, nihai kararını verecektir.

Diğer taraftan, usul kuralları (görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hata) kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.1972 gün ve 1968/1-277-176, 01.03.1995 gün ve 1995/7-641-117, 23.01.2002 gün ve 2001/1-1010-2002/1, 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı kararları, Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-2001 Baskı, cilt 5, sayfa 4771 vd.). Diğer bir ifade ile görev, kazanılmış hakkın istisnalarındandır.

Bu bağlamda, idari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması halinde izlenecek sürece ilişkin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu (İYUK)'nda  birbirini tamamlayan düzenlemeler bulunmaktadır.

Davalı idare, hatalı yargı yolu nedeniyle yargılamanın bitimine kadar yargı yolu itirazında bulunabilir. HUMK m. 7, yargı yolu itirazı halinde verilecek kararı "görevsizlik kararı" olarak nitelendirmiş olup, burada ifade edilen görevsizlik kararı yargı yolunu değiştirici niteliktedir.

2577 sayılı İYUK 3 ve devamı maddeler dikkate alındığında; Hukuk mahkemesince ayrıca, idari yargı düzenindeki hangi mahkemenin görevli olduğuna ve dava dosyasının o mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi mümkün değildir.

Anılan maddelerde bir idari davanın nasıl açılacağı belirtilmiş olup, bu yönteme uyulması zorunludur. Bir davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine karar verilmekle, başlangıçta adli yargı yerine açılmış olan davanın idari yargı yerine açılması sağlanamaz.

İdari eylem ve işlemlere karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye bağlanmıştır. İYUK'daki düzenlemelere bakıldığında; davanın süresinde açılmamasının yaptırımı, usul yönünden "reddine" karar verilmesidir (2577 sayılı İYUK. m. 14/3-e, 15/1-b).

Ne var ki, "Görevli Olmayan Yerlere Başvurma" başlıklı 9. madde;

"Çözümlenmesi Danıştay'ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir." hükmünü içermektedir.

Bu düzenleme ile; Danıştay'ın, idare mahkemelerinin veya vergi mahkemelerinin görevine giren bir davanın, genel idari yargı düzeni dışındaki bir mahkemede açılması durumunda, mahkemece verilecek görevsizlik kararı üzerine genel idari yargıda açılacak davada, davanın süre aşımı nedeniyle reddinin önlenebilmesi için 30 günlük ek süre tanınmıştır.

Hukuk mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlemler İYUK m. 9'da düzenlendiğinden, HUMK m. 193 hükmü burada uygulanmayacaktır.

Yapılan bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Davacı dava dilekçesinde talebini haksız ve yersiz olarak ödediği miktarın istirdadı olarak açıklamış ise de dilekçenin bütünü ele alındığında, davacının gerçek amacının İdare Mahkemesi kararı ile kesinleşen idari kararın zımnen ilgasına, dolayısıyla idari bir hakkın istirdat yolu ile geri alınmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Davacı bu dava ile davalı Bakanlığın tesis ettiği işlem uyarınca ödenen idari para cezası miktarının kendisine iadesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Diğer bir anlatımla, davacının talebi; idari para cezasına dair idari işlemin ilgasına yöneliktir ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesine göre, idarenin eylem ve işlemine karşı açılan davanın görülmesi ve çözümlenmesi, idari yargının görev alanına girmektedir.

Hal böyle olunca, eski hükümlü veya özürlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılık nedeniyle düzenlenen idari para cezasının iptaline yönelik eldeki davaya bakma görevi idari yargıya ait olup, idari yönden kesinleşen idari para cezası kararının yerinde olup olmadığı iş mahkemesince incelenemez.

Kaldı ki, adli yargıya dahil mahkemelerin, bir kamu kurumunu belli yolda ve doğrultuda işlem yapmaya zorlayıcı karar vermeleri mümkün değildir. Esasen verilecek bu tür kararların idareyi ve kamu kurumlarını bağlayıcı niteliği de yoktur. Bu kabul şekli, tesis edilen idari işlemlerin iptali istemiyle açılacak davaların idari yargıda görüleceği; adli yargının bir idari işlemin hukuka uygunluğunu denetleme görev ve yetkisine sahip bulunmadığı kuralına da uygundur.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, idari davaların açılış biçim ve yöntemi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3 ve devamı maddelerinde açıklanmış olup; adli yargı yerinde açılan bir davada, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı ile birlikte dosyanın idari yargı yerine gönderilmesine karar verilmesi olanaklı değildir. Bu cümleden olarak, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 27.maddesi hükmünün, ancak adli yargı yerleri arasındaki görevsizlik kararları bakımından uygulanması söz konusudur; diğer bir anlatımla, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı yanında ayrıca dosyanın idari yargı yerine gönderilmesine de karar verilmesi mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle; eldeki dava hukuki nitelikçe idari yargının görev alanına girdiğinden yerel mahkemece dava dilekçesinin yargı yolu (idari yargı yerinde görülmesi) bakımından reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın esas yönünden reddine dair kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı, açıklanan bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçeyle H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.06.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Dava, idare mahkemesinin kararı ile kesinleşen ve ödenen idari para cezasının geri istenmesi (istirdatı) ile ilgili olarak iş mahkemesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na karşı açılan bir davadır.

Yerel mahkeme kendisini görevli kabul ederek açılan davayı esastan reddetmiştir.

Yargıtay 9.Hukuk Dairesi ise, söz konusu para cezasının idari bir işlemin sonucu olarak ödenmiş olmasına göre davaya bakma görevi idari yargıya ait olacağından görevsizlik kararı verilmesi gerekir gerekçesi ile kararı bozmuştur.

Uyuşmazlık, kesinleşen ve ödenen idari para cezasının istirdatı ile ilgili açılan davalarda, adli yargı mı? Yoksa idari yargı mı? görevli olacaktır? noktasında toplanmaktadır.

Görev konusu kamu düzeni ile ilgili olup yargılamanın her aşamasında ileri sürülmese dahi, hakim tarafından re'sen göz önünde bulundurulması gerekir.

Ayrıca, mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir, kanun dışında mahkemelerin görevleri yargı kararları ile belirlenemez.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari yargının görevine giren davalar açık olarak tek tek gösterilmiştir. Somut davamızda, tam yargı davası ile istenebilecek tazminat değil de ödenmiş bir paranın istirdatı için dava açıldığından ve yukarıda belirtilen ve idari yargıda görülebilecek davalar arasında istirdat davası bulunmadığından davaya bakma görevi Adli Yargıya aittir.

Bu nedenle direnme uygun daireye düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüş ve düşüncelerine katılmıyorum.

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 6.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 18.02.2009 gün ve 2007/345 E.-2009/23 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 02.07.2009 gün ve 2009/20493 E.-2009/20271 K. sayılı ilamı ile;

("...Davacı; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğünce, mülga 1475 sayılı İK'nun 25. ve 98., 4857 sayılı İK'nun 30., 101. ve 108. maddelerine göre idari para cezası verildiğini, söz konusu idari para cezasının tamamen ödendiğini ve idari para cezasının iptali için idare mahkemesinde açılan davanın reddedildiğini, temyiz taleplerinin, temyiz ve karar düzeltme yolu kapalı olduğu için yerinde görülmediğini, idari para cezasının yeteri kadar sakat ve eski hükümlü çalıştırılmaması gerekçesine dayalı olarak tahakkuk ettirildiğini, bunun haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek, ödediği 46.842,00-YTL. idari para cezasına mahsuben 1.000,00-YTL.'nin faiziyle birlikte davalı Kurumdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı; İYUK'nun 2. ve 4857 sayılı İK'nun 108. maddesindeki düzenleme gereğince, dava konusu uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkeme idare mahkemesi olduğunu belirterek davanın görev yönünden reddini savunmuştur.

Mahkemece; davacıya işyerinde yasa ve yönetmelikte belirtilen oranda özürlü ve eski hükümlü çalıştırmadığı gerekçesi ile davalı idare tarafından idari para cezası kesilmiş, bu işleme karşı idare mahkemesine itiraz edilmiş, dava ret edilmiş ve kesinleşmiştir. Davacı kesinleşen karar üzerine tahakkuk ettirilen idari para cezasını idareye ödemiştir. Mahkemeye getirilen uyuşmazlık ödenen bu idari para cezasının geri alınmasına ilişkindir. İYUK'un 2.maddesinde ve 4857 Sayılı Yasanın 108. maddesinde idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı idare Mahkemelerinde itiraz edilebileceğine ilişkin düzenleme yapıldığı, davacının da buna göre idari yargıya başvurup yasal yolları tükettiği görülmüştür. Yeniden adli yargıya başvurmakla bir yargı yolu tarafından kesin hükümle sonuçlandırılan uyuşmazlık başka bir yargı yolu vasıtasıyla etkisiz hale getirilmiş olacağından ve-ortada kesinleşmiş bir hüküm varken uyuşmazlığın yeniden dava yoluyla gündeme getirilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. İş mahkemelerinin görev alanını hâkim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesini esas alarak belirleyecektir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

Somut uyuşmazlıkta; İş Kanunun 108. maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemine bağlı olarak açılan bu dava idari bir işlemin devamı niteliğinde olduğundan, idari yargının görevli olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...")

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı, haksız olarak tahakkuk ettirilen idari para cezasına itirazının İdare Mahkemesince reddine dair kararın kesinleştiğini, idari yargı kararının temyiz edilememesine dayalı kesinliğin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini beyanla haksız ve yersiz olarak tahakkuk ve tahsil edilen idari para cezasının istirdadını talep etmiştir.

Yerel Mahkemece, idari para cezasının kesinleştiği gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıdaki gerekçelerle bozulmuş, yerel mahkemece, davacının talebinin idari para cezasının iptaline değil, yersiz ödemenin istirdadına ilişkin olduğu, İş Kanununa dayanan talebin incelenmesinde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle ilk kararda direnilmesine karar verilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davanın hukuksal nitelikçe idari işlemin iptali mi yoksa istirdat mı olduğu ve buna göre yargı yolu bakımından davanın adli yargı yerinde mi, yoksa idari yargı yerinde mi görülmesi gerektiği ve sonuç olarak mahkemenin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davanın niteliğinin belirlenmesi ve yargı yoluna ilişkin düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır:

Bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 76. maddesi ve 4/6/1958 tarih ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, bir davada ileri sürülen olayları izah davacıya, maddi olayların hukuki tavsifi, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak mahkemeye ait olup bu husus aynı zamanda hakimin doğrudan görevidir. Hakim, tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp maddi vakıalarla bağlıdır. Dayanılan maddi olguların salt ilgili tarafça bildirilen içeriğine ve o tarafın bunlara yönelik hukuki nitelendirmesine bağlı kalınarak bir sonuca ulaşılması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 76. maddesindeki düzenlemeye aykırıdır.

Mahkeme, önüne gelen uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak, hukuki nitelendirmeyi yaptıktan sonra, davaya konu edilen talebin dinlenilirliğini ve yasal koşullarını irdeleyecek, ortaya konulan deliller çerçevesinde yargılama yaparak; hukuka uygun olmak üzere, nihai kararını verecektir.

Diğer taraftan, usul kuralları (görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hata) kamu düzeni ile doğrudan bağlantılı olup, taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.1972 gün ve 1968/1-277-176, 01.03.1995 gün ve 1995/7-641-117, 23.01.2002 gün ve 2001/1-1010-2002/1, 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı kararları, Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-2001 Baskı, cilt 5, sayfa 4771 vd.). Diğer bir ifade ile görev, kazanılmış hakkın istisnalarındandır.

Bu bağlamda, idari nitelikteki bir davanın hukuk mahkemesine açılması halinde izlenecek sürece ilişkin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu (İYUK)'nda  birbirini tamamlayan düzenlemeler bulunmaktadır.

Davalı idare, hatalı yargı yolu nedeniyle yargılamanın bitimine kadar yargı yolu itirazında bulunabilir. HUMK m. 7, yargı yolu itirazı halinde verilecek kararı "görevsizlik kararı" olarak nitelendirmiş olup, burada ifade edilen görevsizlik kararı yargı yolunu değiştirici niteliktedir.

2577 sayılı İYUK 3 ve devamı maddeler dikkate alındığında; Hukuk mahkemesince ayrıca, idari yargı düzenindeki hangi mahkemenin görevli olduğuna ve dava dosyasının o mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi mümkün değildir.

Anılan maddelerde bir idari davanın nasıl açılacağı belirtilmiş olup, bu yönteme uyulması zorunludur. Bir davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine karar verilmekle, başlangıçta adli yargı yerine açılmış olan davanın idari yargı yerine açılması sağlanamaz.

İdari eylem ve işlemlere karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye bağlanmıştır. İYUK'daki düzenlemelere bakıldığında; davanın süresinde açılmamasının yaptırımı, usul yönünden "reddine" karar verilmesidir (2577 sayılı İYUK. m. 14/3-e, 15/1-b).

Ne var ki, "Görevli Olmayan Yerlere Başvurma" başlıklı 9. madde;

"Çözümlenmesi Danıştay'ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir." hükmünü içermektedir.

Bu düzenleme ile; Danıştay'ın, idare mahkemelerinin veya vergi mahkemelerinin görevine giren bir davanın, genel idari yargı düzeni dışındaki bir mahkemede açılması durumunda, mahkemece verilecek görevsizlik kararı üzerine genel idari yargıda açılacak davada, davanın süre aşımı nedeniyle reddinin önlenebilmesi için 30 günlük ek süre tanınmıştır.

Hukuk mahkemesinin görevsizlik kararı üzerine yapılacak işlemler İYUK m. 9'da düzenlendiğinden, HUMK m. 193 hükmü burada uygulanmayacaktır.

Yapılan bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Davacı dava dilekçesinde talebini haksız ve yersiz olarak ödediği miktarın istirdadı olarak açıklamış ise de dilekçenin bütünü ele alındığında, davacının gerçek amacının İdare Mahkemesi kararı ile kesinleşen idari kararın zımnen ilgasına, dolayısıyla idari bir hakkın istirdat yolu ile geri alınmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Davacı bu dava ile davalı Bakanlığın tesis ettiği işlem uyarınca ödenen idari para cezası miktarının kendisine iadesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Diğer bir anlatımla, davacının talebi; idari para cezasına dair idari işlemin ilgasına yöneliktir ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 2. maddesine göre, idarenin eylem ve işlemine karşı açılan davanın görülmesi ve çözümlenmesi, idari yargının görev alanına girmektedir.

Hal böyle olunca, eski hükümlü veya özürlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılık nedeniyle düzenlenen idari para cezasının iptaline yönelik eldeki davaya bakma görevi idari yargıya ait olup, idari yönden kesinleşen idari para cezası kararının yerinde olup olmadığı iş mahkemesince incelenemez.

Kaldı ki, adli yargıya dahil mahkemelerin, bir kamu kurumunu belli yolda ve doğrultuda işlem yapmaya zorlayıcı karar vermeleri mümkün değildir. Esasen verilecek bu tür kararların idareyi ve kamu kurumlarını bağlayıcı niteliği de yoktur. Bu kabul şekli, tesis edilen idari işlemlerin iptali istemiyle açılacak davaların idari yargıda görüleceği; adli yargının bir idari işlemin hukuka uygunluğunu denetleme görev ve yetkisine sahip bulunmadığı kuralına da uygundur.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, idari davaların açılış biçim ve yöntemi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3 ve devamı maddelerinde açıklanmış olup; adli yargı yerinde açılan bir davada, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı ile birlikte dosyanın idari yargı yerine gönderilmesine karar verilmesi olanaklı değildir. Bu cümleden olarak, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 27.maddesi hükmünün, ancak adli yargı yerleri arasındaki görevsizlik kararları bakımından uygulanması söz konusudur; diğer bir anlatımla, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı yanında ayrıca dosyanın idari yargı yerine gönderilmesine de karar verilmesi mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle; eldeki dava hukuki nitelikçe idari yargının görev alanına girdiğinden yerel mahkemece dava dilekçesinin yargı yolu (idari yargı yerinde görülmesi) bakımından reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın esas yönünden reddine dair kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı, açıklanan bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçeyle H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.06.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Dava, idare mahkemesinin kararı ile kesinleşen ve ödenen idari para cezasının geri istenmesi (istirdatı) ile ilgili olarak iş mahkemesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na karşı açılan bir davadır.

Yerel mahkeme kendisini görevli kabul ederek açılan davayı esastan reddetmiştir.

Yargıtay 9.Hukuk Dairesi ise, söz konusu para cezasının idari bir işlemin sonucu olarak ödenmiş olmasına göre davaya bakma görevi idari yargıya ait olacağından görevsizlik kararı verilmesi gerekir gerekçesi ile kararı bozmuştur.

Uyuşmazlık, kesinleşen ve ödenen idari para cezasının istirdatı ile ilgili açılan davalarda, adli yargı mı? Yoksa idari yargı mı? görevli olacaktır? noktasında toplanmaktadır.

Görev konusu kamu düzeni ile ilgili olup yargılamanın her aşamasında ileri sürülmese dahi, hakim tarafından re'sen göz önünde bulundurulması gerekir.

Ayrıca, mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir, kanun dışında mahkemelerin görevleri yargı kararları ile belirlenemez.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idari yargının görevine giren davalar açık olarak tek tek gösterilmiştir. Somut davamızda, tam yargı davası ile istenebilecek tazminat değil de ödenmiş bir paranın istirdatı için dava açıldığından ve yukarıda belirtilen ve idari yargıda görülebilecek davalar arasında istirdat davası bulunmadığından davaya bakma görevi Adli Yargıya aittir.

Bu nedenle direnme uygun daireye düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun görüş ve düşüncelerine katılmıyorum.