Murisin Denkleştirme Amacı ve Tapu İptali ve Tesc

T.C. YARGITAY

1.Hukuk Dairesi
Esas:  2010/1027
Karar: 2010/3706
Karar Tarihi: 01.04.2010       www.neohukuk.net

ÖZET: Çekişmeli taşınmazların temliki konusunda bir bedel ödenmediği sabittir. Gerçekten de, miras bırakanın, dışarıda mirasçı bırakmaksızın, tüm mirasçılarına sağlığında mal varlığını paylaştırmak amacıyla mali yönden yardım etmesi ve onlara da mal vermesi olanaklıdır. Böylesi bir durumda, mal kaçırma kastının varlığından söz edilemez. Oysa, miras bırakanın, kendisinden iki yıl sonra ölen eşine herhangi bir mal vermediği dosya kapsamı ile sabittir. Öyleyse, murisin denkleştirme amaçlı olduğu söylenemez. Miras bırakanın temlikteki amacının mirasçılardan mal kaçırma olduğu kabul edilmelidir.

(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
 
Dava: Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, miras bırakanın mal kaçırmak amacıyla 2 ve 9 nolu bağımsız bölümleri davalılar murisi oğlu H. Ü.’e satış yoluyla temlik ettiğini, satışın gerçek olmadığını ileri sürüp muvazaa nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar M. ve H. T., dava konusu taşınmaz satışlarının muvazaalı olmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır. Davalı O., yargılamaya katılmadığı gibi davaya cevap da vermemiştir.

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazların mirasçılar arasında denkleştirme yapmak amacıyla temlike konu edildiği, davacıya da murisin sağlığında taşınmaz verdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi E. S.’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın çekişme konusu 275 ada 19 parsel sayılı taşınmazdaki intifa hakkını uhdesinde bırakıp 350/4200 payının çıplak mülkiyetini ve 210/4200 payının tamamını oğlu H. Ü.’e 25.03.1985 tarifti akitle satış suretiyle temlik ettiği, anılan taşınmazda 25.03.1985 tarihinde kat irtifakı, 29.01.1987 tarihinde kat mülkiyeti tesis edilerek davaya konu 2 ve 9 nolu bağımsız bölümlerin davalılar murisi H. Ü. K. adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı, anılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, davalılar ise, murisin davacıya da yer verdiğini bildirerek savunma yoluyla davaya karşı koymuşlardır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide <muris muvazaası> olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoş görü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde, miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı, yoksa, mal kaçırma amacının mı üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.

Somut olaya gelince; davalıların savunmasından da anlaşıldığı üzere, çekişmeli taşınmazların temliki konusunda bir bedel ödenmediği sabittir. Gerçekten de miras bırakanın dışarıda mirasçı bırakmaksızın tüm mirasçılarına sağlığında mal varlığını paylaştırmak amacıyla mali yönden yardım etmesi ve onlara da mal vermesi olanaklıdır. Böylesi bir durumda mal kaçırma kastının varlığından söz edilemez. Oysa, miras bırakan F. S.’nın kendisinden iki yıl sonra ölen eşi M.’e her hangi bir mal vermediği dosya kapsamı ile sabittir. Öyleyse, murisin denkleştirme amaçlı olduğu söylenemez.

Diğer taraftan, davalılar murisinin davacıya yapmış olduğu temlik sebebiyle ve aynı hukuki sebebe dayalı olarak açtıkları tapu iptali ve tescil davasının Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/94 esas sayılı dosyası ile derdest olduğu görülmektedir.

Somut bu olgu ve bulgular, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinden miras bırakanın temlikteki amacının mirasçılardan mal kaçırma olduğu kabul edilmelidir.

Hal böyle olunca; davanın davacının miras payı oranında kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hata yapılarak yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.