Kamuda çalışan doktorun kişisel kusuru nedeniyle açılan dava idari yargıda görülemez

T.C. YARGITAY

4.Hukuk Dairesi
Esas:  2010/1144
Karar: 2010/1540
Karar Tarihi: 17.02.2010           www.neohukuk.net

ÖZET: Davacılar, davalı Doktor M. A. B.’ın kişisel kusuruna dayandıklarına göre, dava konusu eylemden dolayı davacıların uğradığı zararın davalının kişisel kusuru sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir.

(2709 S. K. m. 129) (657 S.K. m. 13)

Dava ve Karar: Davacı A. Ş. ve diğerleri vekili Avukat İbrahim Şahinkaya tarafından, davalı Sağlık Bakanlığı ve diğeri aleyhine 19.06.2008 tarihinde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı Sağlık Bakanlığı hakkındaki davanın yargı yolu bakımından, davalı M. A. B. hakkındaki davanın husumet sebebiyle reddine dair verilen 04.11.2008 tarihli kararın Yargıtay’ca tetkiki davacılar vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla kanuna uygun gerektirici sebeplere göre davacıların davalılardan Sağlık Bakanlığına yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- Davacıların sair davalı M. A. B.’a yönelik temyiz itirazına gelince; Dava, tedavide savsama sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.

Anayasa’nın 129/5 maddesi ile 657 s. Devlet Memurları Yasası’nın 13/1 maddesi gereğince memurlar ve sair kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri sebebiyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasadaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.

Davacılar, davalı Doktor M. A. B.’ın kişisel kusuruna dayandıklarına göre, dava konusu eylemden dolayı davacıların uğradığı zararın davalının kişisel kusuru sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir.

Yerel mahkemece, açıklanan yön gözetilmeksizin yerinde olmayan gerekçeyle davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda (2) s. bentte gösterilen sebeplerle davalılardan M. A. B. yönünden BOZULMASINA; davacıların sair davalı Sağlık Bakanlığı’na yönelik temyiz itirazlarının ilk bentteki sebeplerle reddine ve peşin alınan harcın istekleri halinde geri verilmesine 17.02.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) kusurları sonucu şahıslara zarar vermelerinden kaynaklanan ve zarar gören şahısların kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açtıkları tazminat davasıdır.

Anayasa’nın 129/5. maddesindeki <Memurlar ve sair kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasanın gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir> hükmü ile buna paralel olarak düzenlenmiş olan 657 s. Devlet Memurları Yasası’nın 13. maddesi hükmünün açık, net ve amir olması, bu düzenlemeler gereğince kamu görevinden dolayı zarar gören kişilerin ancak idare aleyhine idari yargıda dava açabileceği, kamu görevlisi aleyhine adli yargıda dava açılmasının ve açılacak bu davalarda kamu görevlisinin kişisel kast veya kusurunun araştırılmasının mümkün olmaması, kanun hükümlerine aykırı yorum ve uygulama yapılamayacağı, idari yargının görevine giren davaların kamu düzenine aykırı sonuç doğuracak biçimde adli yargıda görülemeyeceği, kamu görevlileri hakkında adli yargıda kişiler tarafından açılan tazminat davalarının kast ve kusur araştırması yapılmaksızın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne 2. bent yönünden katılmıyorum. 17.03.2010