İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan – Malı Teslim Alan Kişinin Teslim Almaya Yetkili Olup Olmadığının Araştırılacağı )

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/19-426
K. 2011/516
T. 13.7.2011
       www.neohukuk.net
• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan – Malı Teslim Alan Kişinin Teslim Almaya Yetkili Olup Olmadığının Araştırılacağı )
• MALIN YETKİLİ KİŞİ TARAFINDAN TESLİM ALINIP ALINMADIĞI ( Satım Sözleşmesinde Malın Teslim Edildiği Kişinin Teslim Almaya Yetkili Olması Gerektiği – Daha Önce Değişik Zamanlarda Aynı veya Değişik Kişilerden Mal Teslim Almış Kişinin Zımnen Yetkili Kılındığının Kabul Edileceği )
• TİCARİ DEFTERİN DELİL DEĞERİ ( Defterleri Muntazam Olan Tacirin Birbirini Teyid Eden Defterlerindeki Kayıtların Diğeri Aleyhine Delil Olacağı )
• ZIMNEN YETKİLİ OLMAK ( Satım Sözleşmesinde Malın Teslim Edildiği Kişinin Teslim Almaya Yetkili Olması Gerektiği – Daha Önce Değişik Zamanlarda Aynı veya Değişik Kişilerden Mal Teslim Almış Kişinin Zımnen Yetkili Kılındığının Kabul Edileceği )
2004/m.67
ÖZET : Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; kısmen ödeme iddiası da gözetilerek davacının teslimini kanıtladığı malın miktar ve bedelinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Davacı tarafın defterleri kesin delil vasfına haiz olup, davacı kendi defterlerine göre davalıdan alacaklıdır. Taraflardan birinin defterleri kanuna uygun olup da, diğerininki olmaz veya hiç defteri bulunmaz yahut ibraz etmek istemezse; defterleri muntazam olan tacirin birbirini teyid eden defterlerindeki kayıtlar, diğeri aleyhine delil olur. Satım sözleşmesinde malın teslim edildiği kişinin teslim almaya yetkili olması gerekir. Ancak yetkili olmamasına rağmen daha önce değişik zamanlarda, aynı veya değişik kişilerden mal teslim almış ise zımnen yetkili kılındığının kabulü gerekir. Davacının şirket ortağına mal teslim ettiği bunun da bir kısmının geri iade edildiği konusunda uyuşmazlık yoktur. Malı teslim alanın davalı adına mal teslim almaya açık ya da zımni olarak yetkili kılınıp kılınmadığı, davalı çalışanı olup olmadığı, davalı şirketin diğer ticari ilişkilerinde de yer alıp almadığı araştırılmalıdır.

DAVA : Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Yerel Mahkemece; taraflar arasında mevcut akdi ilişki kapsamında davalıya ham kumaş satışı yapıldığı davalının kısmi ödemede bulunduğu, davacı şirketin usulüne uygun tutulmuş ve sahibi lehine delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları dikkate alınarak sabit görülerek, TTK nun 83 maddesi uyarınca eda ettirilen yemine nazaran davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Yüksek Özel Daire’ce; davacının kısmen ödeme iddiası da gözetilerek teslimini kanıtladığı malın miktar ve bedelinin belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru görülmediğine işaretle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkemece, fatura ve sevk irsaliyeleri kapsamlarıyla da doğrulanan tanık anlatımlarından, davalı tarafa saten dokuma kumaşın ham olarak satıldığı ve bu kumaş üzerinde boya-terbiye işlemleri yaptırıldığı, savunmanın aksine, taraflar arasında akdi ilişkinin mevcut olduğu, davalı yanın imza itirazının da yerinde olmadığı, kısmi ödemeden sonra kalan miktar yönünden başlatılan takibe haksız olarak itiraz edilmek suretiyle takibin durdurulduğu kanaatine varılarak, davacı şirketin usulüne uygun tutulmuş ve sahibi lehine delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları dikkate alınarak TTK’nun 83. maddesi uyarınca eda edilen yemine de dayanılarak, davanın kısmen kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

İlk karar, bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı ve iade edilen mallar konusunda özel daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; kısmen ödeme iddiası da gözetilerek davacının teslimini kanıtladığı malın miktar ve bedelinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “İki Tarafın Hak Ve Vazifeleri” başlıklı 182.maddesi;

“Beyi bir akittir ki onunla bayi, satılan malı müşterinin iltizam ettiği semen mukabilinde müşteriye teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder.

Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise bayi ile müşteri borçları aynı zamanda ifa etmekle mükelleftirler.

Hale göre tayini mümkün olan semen, tesmiye edilmiş hükmündedir.”

Hükmü yer almaktadır.

Bu noktada satılanın tesliminin ispatı önem arz etmekte; bu bağlamda eldeki uyuşmazlık yönüyle tesliminin tanıkla kanıtlanıp kanıtlanamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Hemen belirtmelidir ki, satılanın tesliminin “hukuki işlem” niteliğinde olup, buna ilişkin savunmanın hangi delillerle kanıtlanabileceğinin belirlenmesinde, hukuki işlemlerin varlığının kanıtlanmasına ilişkin genel usul hukuku kurallarının ( 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288 ve devamındaki hükümler ) göz önünde tutulması gerekir.

Bunun sonucu olarak ta; herhangi bir hukuki işlem gibi, teslim de anılan hükümdeki senetle ( yazılı delille ) ispat kuralı çerçevesinde, ilişkin bulunduğu malın miktar ve değerine göre belirlenmelidir ( Kuru Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 1990 5.basım,C:2,S:1534, S:1603, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.11.2002 gün 2002/13-875 E., 2002/885 K. sayılı ilamı da bu yöndedir. ).

Somut olaya gelince;

Eldeki uyuşmazlık yönüyle satış bedelinin miktarı itibariyle, teslim savunmasının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288.maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlaması zorunlu bulunduğu gibi, aynı Kanun’un 293.maddesinde gösterilen, tanıkla kanıtlama olanağının tanındığı hallerden herhangi birinin varlığı da, davacı tarafça ileri sürülmemiştir.

Yine, somut olayda, davalının, teslim savunması yönünde davacının tanık dinletmesine açık bir muvafakati olmadığı gibi; tersine, davalı vekili, buna muvafakat etmediğini açıkça bildirmiştir. Bu durumda, davacı satıcı, dava konusu satılanı davalı alıcıya teslim etmiş olduğu yönündeki savunmasını yazılı delille kanıtlamak zorundadır. Mahkemenin buna rağmen dinlediği tanıkların beyanlarına itibar edilemez.

Davacı tarafından davalı adına 31.03.2004 tarih 910216 numaralı 11.445 metre kumaşla ilgili olarak 34.699.207.139.-TL.lık fatura tanzim edilmiş olduğu, bu faturanın üzerinde 29.01.2004 tarih ve 183915 numaralı irsaliyenin yazılı olduğu, bu faturanın davalı şirket adresine iadeli taahhütlü posta ile gönderildiği, ancak faturanın hanede bulunulmadığı belirtilerek iade edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının tebliğ edilmeyen fatura deliline de dayanamayacağı açıktır.

Ancak, dava dosyasında davalı adına tanzim edilmiş 09.01.2004 tarihli mal teslimi ile ilgili belgede 35 top 10.649 metre kumaşın yazılı olduğu altında S. H. imzasının bulunduğu, diğer 29.01.2004 tarihli mal teslimi ile ilgili belgede 71 top 21.495 metre kumaşın yazılı olduğu altında F. A. imzasının bulunduğu görülmüştür.

SSK Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü İstanbul Sigorta İl Müdürlüğü tarafından gönderilen 24.03.2006 tarih 031530 sayılı yazıları ekindeki davalı şirkete ait 2002/1,2,3 dönemi, 2003/1,2,3 dönemi ve 2004/2 dönemi dönem bordroları ile 2004/5 ve 2004/12. aylara ait aylık prim belgelerinin incelenmesinde S. H. isminin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

05.06.2006 havale tarihli uzman bilirkişi raporunda “29.01.2004 tarihli 21 top 21.495 metre malın teslimi ile ilgili belgede atılı olup davalı şirket ortağı M. F. A.’a izafe edilen imzanın M. F. A.’ın eli mahsulü olduğu tespit edilmiştir.

Mahkemece hükme esas alınan 24.03.2008 tarihli bilirkişi kurulu raporu ile davacının kendi defterlerinde davalı ile olan hesabı incelendiğinde davacı şirketin davalı şirketten 15.02.2004 ve 02.03.2004 tarihlerinde 5.000,00 USD çek ve 5.000,00 USD nakit olmak üzere toplam 10.000,00 USD avans aldığı ve bu tutarların Türk Lirası karşılığı olarak ( – ) 13.130.050.000.-TL’yi davalı alacağı olarak hesaba işlendiği, bu avans ile ilgili olarak da davacı tarafından davalı adına 31.03.2004 tarihinde 910216 nolu 34.699.207.139.-TL tutarlı fatura tanzim edildiği ve hesaba davalı borcu olarak kaydedildiği, bu işlemlerin sonucunda da takip tarihi olan 24.05.2004 itibari ile davacının davalı şirketten 21.569.157.139.-TL alacaklı olduğu, davalı tarafından ibraz edilen ticari defterlerinin incelenmesinde davacının takip konusu yaptığı fatura ve yine davacının dilekçesinde davalıdan aldığını iddia ettiği ( 5.000 USD çek + 5.000 Nakit ) toplam 10.000 USD ile ilgili herhangi bir borç ve alacak kaydının olmadığının görüldüğü, ayrıca yine inceleme günü davalı şirkete ait 2004 yılı Yevmiye defterinin kapanış maddesinde de davacı şirket ile ilgili herhangi bir kaydın olmadığı belirtilmiştir.

Davacı tarafın defterleri kesin delil vasfına haiz olup, davacı kendi defterlerine göre davalıdan alacaklıdır.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ( TTK )’nun 86. maddesine göre, taraflardan birinin defterleri kanuna uygun olup da, diğerininki olmaz veya hiç defteri bulunmaz yahut ibraz etmek istemezse; defterleri muntazam olan tacirin birbirini teyid eden defterlerindeki kayıtlar, diğeri aleyhine delil olur. Defterler usulüne uygun tutulmamış dahi olsa aleyhine delil teşkil edeceği kuşkusuzdur.

Ticari defterlerle ispat usulünde diğer koşulların bir arada bulunduğunu tespit eden mahkeme, ticari defterleri lehine delil sayılan tarafa TTK. Md. 83 doğrultusunda son olarak verdiği tamamlayıcı yemin davacı tarafından eda ve yeminde sebat edilmiştir.

Defter sahibi, mahkemenin kendisine verdiği tamamlayıcı yemini ederse mahkeme bu yemin ile bağlıdır. Yani ticari defterdeki kayıt sahibi lehine kesin delil teşkil eder. Ancak, defterdeki kayıtlara dayanak yapılan belgelerin de kayıtları doğrulaması gerekir. Buna göre, davacı toplamda 32.144 metrelik mal teslimi yapılmış olduğunu, davalının bu malların bir kısmını iade edildiğini, davalının iade etmediği malların toplam 11.445 metre olduğunu iddia etmektedir. Davalı yan önce ticari ilişkiyi inkar ederek S. H.’ín şirket çalışanı olmadığını, F. A.’a ait olduğu iddia edilen imzanın da sahte olduğunu savunmuş ise de F. A. imzasının sahte olmadığının anlaşılması karşısında F. A. imzası ile teslim alınan malın hatalı çıkması üzerine iade edildiğini, S. H. imzası ile teslim alınan bir mal bulunmadığını, Servet Hançer’in kendi çalışanları olmadığını belirterek kabul etmemiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki, satım sözleşmesinde malın teslim edildiği kişinin teslim almaya yetkili olması gerekir. Ancak yetkili olmamasına rağmen daha önce değişik zamanlarda, aynı veya değişik kişilerden mal teslim almış ise zımnen yetkili kılındığının kabulü gerekir.

Davacı şirket tarafından davalı şirket ortağına 21.495 metrelik mal teslim etmiş olduğu, yaklaşık 20.000 metre kumaşın iade edildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Ancak davacının sunmuş olduğu 09.04.2004 tarihli 10.649 metrelik malın S. H. isimli şahsa teslim edildiğine ilişkin sevk irsaliyesi davalı yan tarafından kabul edilmemiştir.

Şu hale göre, mahkemece, 09.01.2004 tarihli irsaliyede malı teslim alan S. H.’in davalı adına mal teslim almaya açık ya da zımni olarak yetkili kılınıp kılınmadığı, davalı çalışanı olup olmadığı, davalı şirketin diğer ticari ilişkilerinde de yer alıp almadığı, buna ilişkin belgelerde imzası bulunup bulunmadığının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırılıp incelenmesi ve oluşan sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde verilen direnme kararının bu değişik nedenle bozulması gerekmiş; bozma nedenine göre diğer hususlar şimdilik inceleme dışı bırakılmıştır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.07.2011 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.