MENFİTESPİT DAVASI ( Senede Karşı Açılan - Senede Karşı Senetle İspat Kuralının Uygulanması Gerektiği/Bu Kural Senedin Tarafları ve Külli Halefleri Bakımından Geçerli Olduğu )

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2009/998                       www.neohukuk.net

K. 2009/8386

T. 17.9.2009

• MENFİTESPİT DAVASI ( Senede Karşı Açılan - Senede Karşı Senetle İspat Kuralının Uygulanması Gerektiği/Bu Kural Senedin Tarafları ve Külli Halefleri Bakımından Geçerli Olduğu )

 

• SENETLE İ

SPAT ZORUNLULUĞU ( Senede Karşı Menfi Tespit Davası Açıldığı - Senede Karşı Senetle İspat Kuralının Uygulanması Gerektiği/Bu Kural Senedin Tarafları ve Külli Halefleri Bakımından Geçerli Olduğu )

 

• TANIKLA İ

SPAT ( Menfi Tespit Davası - Mirasçılar Külli Halef Sıfatıyla Değil de Sadece Kendi Haklarına Dayanarak Dava Açmışlarsa İddialarını Senetle İspat Etmek Zorunda Olmayıp Tanıkla da İspat Edebilecekleri )

 

1086/m.

290

 

 

ÖZET : Senede kar

şımenfi tespit davası açıldığına göre, senede karşı senetle ispat kuralının uygulanması gerekir. Bu kural, senedin tarafları ve külli halefleri bakımından geçerlidir. Ancak mirasçılar külli halef sıfatıyla değil de, sadece kendi haklarına dayanarak dava açmışlarsa iddialarını senetle ispat etmek zorunda olmayıp, tanıkla da ispat edebilirler.

 

DAVA : Taraflar arası

ndaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı

vekili, müvekkili ile davalının kardeş olduğunu, davalının 31.12.2004 keşide tarihli bir çeke dayanarak müvekkili aleyhine takibe geçtiğini, çekin keşidecisinin davacılar ve davalının ortak murisi Nermin olduğunu, takibe konu çekle bir borçlanma yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, murisin vekili olarak hareket eden davalının 13.01.2004 tarihinde azledildiğini, murisin çekte yazılı meblağ kadar borçlanmasını gerektiren hiçbir neden bulunmadığını, çekin mirasçı olan davacıları mirastan yoksun bırakmak amacıyla muvazaalı olarak keşide edildiğini ileri sürerek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı

vekili cevabında, davacıların iddialarını aynı güçte bir belge ile ispat edebileceğini, çekteki imzanın Nermin'e ait olduğunun Adli Tıp Kurumu raporu ile sabit bulunduğunu, muvazaa iddiasının gerçek dışı olduğunu, K... Kolektif Şirketi'ne ait ipotekli taşınmazın V...bank A.Ş. tarafından satışa çıkarıldığını ve alacağa mahsuben V...bank tarafından alındığını, daha sonra taşınmazın müvekkili tarafından V...bank'tan alındığını, ancak annesi Nermin adına tapuya tescil edildiğini, gerçek malik olan müvekkilinin hak kaybına uğramaması için 31.12.2004 tarihli 850.000 TL bedelli dava konusu çekin müvekkiline verildiğini, çekin gerçek bir borç ve alacak ilişkisine dayandığını belirterek davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre, dava konusu çekin muvazaalı

olarak keşide edildiğinin ispat edilemediği, davacıların çekin ödeme dışında başka bir amaçla verildiğini gösteren delil sunmadığı ve yemin deliline de başvurmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacı

ların ve davalının müşterek murisi Nermin'in keşide ettiği, lehdarı davalı Fatih olan 31.12.2004 keşide tarihli çek davalı tarafından davacılar aleyhine takibe konulmuş, davacılar çekin mirasçı olan davacıları mirastan yoksun bırakmak amacıyla muvazaalı olarak keşide edildiğini ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır.

 

Senede kar

şımenfi tespit davası açıldığına göre HUMK'nın 290. maddesi uyarınca senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile ancak senetle ispat edilebilir. Hükümde öngörülen senede karşı senetle ispat kuralı senedin tarafları için geçerlidir. Senedin tarafları kavramına külli halefler yani mirasçılar da dahil olduğundan, mirasçıların külli halef sıfatıyla senede karşı dava açmaları halinde, iddialarını ancak senetle ( yazılı delille ) ispat edebilirler. Ancak, mirasçılar külli halef sıfatıyla değil de sadece kendi haklarına dayanarak dava açarlarsa, senede karşı olan iddialarını senet ( kesin delil ) ile ispat etmek zorunda olmayıp, tanıkla ispat edebilirler ( HGK 21.04.1978, 13-3608/338, HGK 12.04.1985, 4-558/317 ).

 

Somut olayda davacı

lar ( mirasçılar ), senedin davacıları ( mirasçıları ) mirastan yoksun bırakmak amacıyla muvazaalı olarak düzenlendiğini iddia ettiklerine göre, burada halefiyete değil, mirasçı olan davacılar kendi haklarına dayanarak dava açtıklarından senede karşı senetle ispat kuralı burada uygulanmaz.

 

Mahkemece bu yönler gözetilmeden karar verilmesi isabetsiz olduğ

u gibi, mirasçı olan davacılar senet bedelinden kendi payları oranında sorumlu olduğundan paylarına düşmeyen kısımdan sorumlu tutulmaları da kabul şekli itibariyle usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

 

SONUÇ : Yukarı

da açıklanan nedenlerle hükmün ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 17.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.