TÜRKİYE CUMHURİYETİ ALEYHİNE AÇILAN 50172/06 NO’LU DAVANIN NEDENİ ENGİN ERKOL ADLI T.C. VATANDAŞININ (BAŞVURAN) AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE (AİHM) 7 ARALIK 2006 TARİHİNDE, İNSAN HAKLARI VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME’NİN (A

İnsan Hakları Mahkemesi
Daire 2


Tarih 19.04.2011
Esas No 2006/50172

ERKOL - TÜRKİYE DAVASI

Özet

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ALEYHİNE AÇILAN 50172/06 NO’LU DAVANIN NEDENİ ENGİN ERKOL ADLI T.C. VATANDAŞININ (BAŞVURAN) AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE (AİHM) 7 ARALIK 2006 TARİHİNDE, İNSAN HAKLARI VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME’NİN (AİHS) 34. MADDESİ UYARINCA YAPMIŞ OLDUĞU BAŞVURUDUR.



İçerik

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(Başvuru no. 50172/06)

KARAR

STRAZBURG

19 Nisan 2011

İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 50172/06 no’lu davanın nedeni Engin Erkol adlı T.C. vatandaşının (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 7 Aralık 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde Trabzon Barosu avukatlarından Nedim Şenol Çelik tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

DAVA OLAYLARI

Başvuran 1968 doğumludur ve Trabzon’da yaşamaktadır. Dava olayları, taraflarca sunulduğu üzere, aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Başvuran Akbank’ta (“banka”) zırhlı araç şoförü olarak çalışmaktaydı. 16 Temmuz 1998 tarihinde banka şubelerinden birinden dönüşte başvuran ve araçtaki iki meslektaşı, 10,000 Euro civarındaki paranın kayıp olduğunu fark etmiştir.

1.A. Başvuran hakkında yürütülen ceza kovuşturması

21 Temmuz 1998 tarihinde banka, başvuran ve iki meslektaşı hakkında Trabzon Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş, başvuran aynı gün polis tarafından yakalanarak sorgulanmış, hakkındaki suçlamaları reddetmiştir.

3 Eylül 1998 tarihinde Trabzon savcısı başvuran ve iki meslektaşını güveni kötüye kullanmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.

22 Aralık 2000 tarihinde, başvuran ve meslektaşları hakkında başlatılan ceza kovuşturması devam ederken 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen belli suçlara ilişkin kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 4616 sayılı yasa yürürlüğe girmiştir. Bunun üzerine İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 22 Aralık 2003 tarihinde verdiği kararda; başvuranın güveni kötüye kullanma suçunu işlediğini, ancak suçun 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş olması nedeniyle 4616 sayılı yasa hükümleri uyarınca başvuran hakkında mahkumiyet kararı verilmesi yerine yargılamanın ertelenmesine karar verildiği belirtilmiştir.

13 Şubat 2004 tarihinde başvuran, yargılanma ertelenmemiş olsaydı suçsuz olduğunun ortaya çıkacağını savunarak ağır ceza mahkemesi kararını temyiz etmiştir. 8 Haziran 2006 tarihinde Yargıtay, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararının kesin hüküm içermemesi nedeniyle temyiz edilebilir bir karar olmadığına hükmederek başvuranın talebini “itiraz” olarak değerlendirmiş ve Yargıtay savcısına göndermiştir.

25 Ağustos 2006 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın talebini reddetmiştir. Karar başvurana 13 Ekim 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.

1.B. Bankanın başvuran aleyhine açtığı hukuk davası

24 Ağustos 1998 tarihinde başvuranın iş sözleşmesi banka tarafından feshedilmiştir. Banka ayrıca 30 Ağustos 1998 tarihinde kayıp meblağın ödenmesi talebiyle Trabzon İş Mahkemesi’nde başvuran ve iki meslektaşı aleyhine dava açmıştır.

17 Haziran 2004 tarihinde Trabzon İş Mahkemesi başvuran ve iki meslektaşının parayı “yürürlükteki en yüksek faiz işletilerek” bankaya ödemesi talimatını vermiştir. Mahkeme, kararında davalıların “parayı zimmetine geçirdiği” ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararına atıfla “güveni kötüye kullanma suçunu işlediği” ifadelerine yer vermiştir.

Başvuran kararı temyize götürerek İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendisini herhangi bir suçtan mahkum etmediğini ve kovuşturmanın ertelendiğini Yargıtay’ın dikkatine sunmuştur. Yargıtay, kararı faiz oranına ilişkin olarak bozmuştur.

14 Temmuz 2004 tarihinde banka, kayıp miktarı tahsil için icra işlemi başlatmıştır.

19 Temmuz 2005 tarihinde Trabzon İş Mahkemesi, Yargıtay kararına uyarak daha düşük oranda faiz uygulanmasına karar vermiş, başvuranın söz konusu karara itirazı 26 Eylül 2005 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir.

1.C. Başvuranın banka aleyhine açtığı hukuk davası

22 Eylül 1998 tarihinde başvuran ve iki meslektaşı, işten çıkarılmaları nedeniyle tazminat ödenmesi talebiyle Trabzon İş Mahkemesi’nde banka aleyhine dava açmıştır.

21 Eylül 2004 tarihinde mahkeme, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, kararında davacıların “parayı zimmetine geçirdiği” ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararına atıfla “güveni kötüye kullanma suçunu işlediği” ifadelerine yer vermiştir.

Başvuran, hakkındaki ceza yargılamasının İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ertelendiğini belirterek kararı temyiz etmiştir. Ayrıca, iş mahkemesinin yapması gereken işlemin kendi delillerini toplamak, tanıkları dinlemek ve kararını bu delillere göre oluşturmak olduğunu, ceza mahkemesinin ulaştığı sonuçların hukuk mahkemeleri için bağlayıcı olmadığını savunmuştur. Hukuk mahkemelerinin ancak nihai olarak karara bağlanmış ceza mahkemesi kararlarını dayanak olarak alabileceğini, ancak somut davada hukuk mahkemesinin altı yıl bekledikten sonra ceza mahkemesi kararını, kesin suç tespiti bulunuyormuş gibi temel almasının usul ve yürürlükteki mevzuata uygun olmadığını ifade etmiştir.

26 Mayıs 2005 tarihinde verdiği kararda Yargıtay, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranı mahkum etmeyerek kovuşturmayı ertelediğini belirterek iş mahkemesinin başvuranın talep ettiği tanıkları dinlememiş, bilirkişi raporu almamış ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararını dahi incelememiş olması gerekçesiyle kararı bozmuştur.

13 Ekim 2005 tarihinde Trabzon İş Mahkemesi, önceki kararında ısrar ederek davacıların parayı zimmetine geçirdiği ve bankanın maddi olarak zarar görmesine yol açtıkları ifadelerine yer vermiştir.

Başvuranın iş mahkemesi kararına yaptığı itiraz 24 Mayıs 2006 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiş, karar başvurana 1 Ağustos 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.

HUKUK

1.AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, AİHS'nin 6. maddesine dayanarak, hakkındaki ceza yargılamasının ertelenmiş olmasına karşın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında kendisinin suçlu olduğunun belirtildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Trabzon İş Mahkemesi önündeki davada sunduğu deliller mahkeme tarafından dikkate alınmamış, gösterdiği tanıklar dinlenmemiştir. Başvuran ayrıca aynı maddeye dayanarak ceza kovuşturmasının ertelenmesi kararının Trabzon İş Mahkemesi tarafından mahkumiyet kararı gibi değerlendirildiğini öne sürmüştür.

AİHM, söz konusu şikayetlerin AİHS'nin 6/2 maddesi bağlamında değerlendirilmesini uygun bulmaktadır.

1.A. Kabuledilebilirlik

AİHM, söz konusu şikayetin AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikayetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.

1.B. Esas

Başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ve Trabzon İş Mahkemesinin kararlarında yer verdiği ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini savunmuştur.

Hükümet, görüşlerinde yargı sürecini özetlemiş ve “söz konusu olaylar ışığında Hükümetin başvuranın şikayetlerinin reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğu”nu ifade etmiştir. Başvurunun tebliğ tarihi itibariyle Hükümet, AİHM tarafından yöneltilen spesifik soruyu ele almamış ve başvuranın şikayetine başka bir şekilde değinmemiştir.

AİHM masumiyet karinesinin, ceza gerektiren herhangi bir suç isnat edilen kişiye ilişkin bir hukuki kararın, şahsın yasaya göre suçu kanıtlanmadan önce suçlu olduğu yönünde bir görüşü yansıtması halinde ihlal edilmiş olacağını hatırlatır. Herhangi bir resmi bulgu olmadığı halde mahkemenin sanığı suçlu olarak gördüğünü gösteren bir muhakeme yapılması ihlal için yeterli olmaktadır. 6. maddenin 2. paragrafında güvence altına alınan masumiyet karinesi, aynı maddenin 1. paragrafının gerektirdiği adil yargılama unsurlarından biri iken, ceza davalarında sadece usule ilişkin bir güvence değildir. Kapsamı daha geniş olup devletin hiçbir temsilcisi ya da kurumunun bir şahsı, suçu bir “mahkeme” tarafından tespit edilmeden suçlu ilan etmemesini gerektirir (bkz. Moullet - Fransa (no. 2), no. 27521/04).

Somut davada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın isnat edilen suçu işlediğine hükmetmiş ancak kendisini “mahkum etmemeye” karar vermiştir. 4616 sayılı yasa hükümlerinin başvurana isnat edilen suça uygulanabilir olduğunu gözlemleyerek kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir.

AİHM öncelikle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararının bir mahkumiyet kararı olmadığını gözlemler. Nitekim Yargıtay 26 Mayıs 2005 tarihli kararında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile başvuranın mahkum edilmediğini, yargılamanın ertelenmesine karar verildiğine hükmetmiştir. Dolayısıyla AİHM, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nin kullandığı, başvuranın “suçu işlediği” yönündeki ifadelerin sorunlu olduğu kanaatinde olmasına karşın, sonrasında Trabzon İş Mahkemesinin ifade şekli dikkate alındığında, söz konusu ifadelerin başvuranın masumiyet karinesini ihlal edip etmediğinin incelenmesini gerekli görmemektedir.

Trabzon İş Mahkemesi, 21 Eylül 2004 ve 13 Ekim 2005 tarihli kararlarında başvuranın “suçu işlediğine” ve parayı “zimmetine geçirdiğine” hükmetmiştir.

AİHM, daha önceki davalarda, ceza mesuliyetine ilişkin bir beraatin müteakip tazminat davası ile desteklenmesi gerekirken, bu durumun, aynı olaylar nedeniyle ortaya çıkan ve daha hafif bir ispat yüküne dayanan, tazminat ödenmesini gerektiren hukuki sorumluluğun tespitini engellememesi gerektiğine hükmetmiştir (bkz. mutatis mutandis, X - Avusturya, no. 9295/81, Kararlar ve Raporlar 30, M.C. - İngiltere, no. 11882/85, Kararlar ve Raporlar 54). Önemli bir sayıda sözleşmeci devlette olduğu gibi Türkiye’de de beraat ya da kovuşturmanın ertelenmesi, aynı olaylara ilişkin olarak hukuki sorumluluğun tespitine engel teşkil etmemektedir (bkz. Y - Norveç, no. 56568/00).

Ne var ki, tazminata ilişkin ulusal mahkeme kararında davacıya cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin yer alması AİHS'nin 6/2 maddesi bağlamında bir soruna yol açabilmektedir.

Somut davada AİHM, Trabzon İş Mahkemesinin, başvuranın “suçu işlediği” şeklindeki net ifade şeklinin ceza davası ve müteakip tazminat davası arasında yeterince açık bir bağ kurduğunu, bunun da AİHS'nin 6/2 maddesinin kapsamının tazminat davasını içine alacak şekilde genişletilmesini meşru bir hale getirdiği kanaatindedir.

Ayrıca söz konusu İş Mahkemesi başvuranın isnat edilen suçu işlediğini belirtmekle kalmamış, başvurana hiçbir zaman isnat edilmediği halde parayı “zimmetine geçirdiğine” de hükmetmiştir.

AİHM, kullanılan ifadeler dikkate alındığında İş Mahkemesinin hukuk yargısının sınırlarını aşarak önündeki davayı inceleme görevinin ötesine geçtiği kanısındadır. Kullanılan ifade şekli ve mahkemenin olaylara ilişkin yeni bir değerlendirme yapmamış olması ışığında AİHM, Trabzon İş Mahkemesinin başvuranın hakkında yapılan cezai suçlamaya ilişkin olarak başvuranın masumiyetine şüphe düşürmekle kalmayıp ayrıca kendisini, hiçbir zaman isnat edilmemiş bir suçtan suçlu bulduğunu tespit etmiştir.
Yukarıda belirtilen değerlendirmeler AİHM'nin başvuranın masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varması için yeterlidir.

Dolayısıyla AİHS'nin 6/2 maddesi ihlal edilmiştir.

1.AİHS’NİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, ayrıntıya girmeksizin AİHS'nin 5, 13 ve 7 no’lu Protokolün 2. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.

AİHM, elinde bulunan deliller ışığında söz konusu şikayetlerin AİHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya çıkardığını tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu şikayetlerin AİHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.

III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS’nin 41. maddesine göre:

“Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”

1.A. Tazminat

Başvuran 7,360 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Bu miktarın Trabzon İş Mahkemesinin verdiği karar uyarınca şu ana kadar bankaya yapmış olduğu toplam ödeme olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, talebini desteklemek üzere, maaşında yapılan kesintileri gösteren belgeler ibraz etmiştir.

Başvuran ayrıca haksız olarak işten çıkarılması sonucunda toplam 53,261 Euro maddi zarara uğradığını iddia etmiştir.

Başvuran ayrıca 500,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Talebini desteklemek üzere, işlemediği bir suç nedeniyle suçlu ilan edilmesi sonucunda şahsı ve ailesinin ciddi psikolojik sorunlar yaşadığını savunmuştur.

Hükümet başvuranın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulunduğunu ancak kendisine herhangi bir ceza verilmediğini savunmuştur. Hükümet, başvuranın daha sonra iş bulduğunu, dolayısıyla maddi tazminat taleplerinin dayanaksız olduğunu ifade etmiştir. Hükümet ayrıca başvuranın manevi tazminat olarak talep ettiği miktarın aşırı olduğunu ve ödenmesi halinde haksız zenginleşmeye yol açacağını değerlendirmiştir.

AİHM başvuranın maddi tazminat talebinin, AİHS'nin 6/2 maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesi ile bağdaşmadığını tespit ettiği ifadelere yer veren Trabzon İş Mahkemesi kararına dayandığını gözlemler. Ancak AİHM, mahkeme söz konusu hükme uygun hareket etmiş olsaydı yargılamanın sonucunun ne şekilde olacağına dair bir tahminde bulunamayacağı kanaatindedir. Dolayısıyla maddi tazminata hükmedilmemesi gerektiği görüşündedir.

Öte yandan AİHM, başvuranın söz konusu mahkemenin verdiği hüküm nedeniyle bir miktar sıkıntı yaşamış olması gerektiğini değerlendirerek 3,000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.

1.B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran ulusal mahkemelerde tahakkuk eden masraflar için 431 Euro ödenmesini talep etmiştir. Başvuran, talebine ilişkin olarak ulusal mahkemelere yaptığı ödemeleri gösteren birtakım belgeler ibraz etmiştir. Ayrıca belgeye dayalı delillerle kanıtlayamadığını iddia ettiği avukatlık ücreti ve diğer masraflar için hüküm verilmesini de AİHM’den talep etmiştir.

Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.

AİHM’nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Söz konusu davada başvuran, avukatlık ücretinin ödenmesi talebine ilişkin olarak bir sözleşme, ücret anlaşması ya da avukatı tarafından dava üzerinde yapılan çalışmanın saatlerinin dökümünü ibraz etmemiştir. Dolayısıyla AİHM avukatlık ücretine ilişkin ödeme yapılmamasına hükmeder.

AİHM, kalan masraf ve giderlere ilişkin olarak 431 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.

1.C. Gecikme faizi

AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,

1.Oybirliğiyle; ........