Mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istekli davalar kural olarak kayıt malikine karşı açılır. Kayıt maliki ile birlikte vekil aleyhine de açılabilirse de, böyle bir zorunluluk yoktur.
T.C. YARGITAY
1.Hukuk Dairesi                www.neohukuk.net

Esas: 2010/2141
Karar: 2010/3279
Karar Tarihi: 24.03.2010

ÖZET: Mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istekli davalar kural olarak kayıt malikine karşı açılır. Kayıt maliki ile birlikte vekil aleyhine de açılabilirse de, böyle bir zorunluluk yoktur.

(818 S. K. m. 390) (4721 S. K. m. 2, 3)

Dava: Taraflar arasında görülen davada;

Davacılar, davalı ile birlikte paydaş bulundukları 184 parsel sayılı taşınmazın daha önce verdikleri vekaletname ile dava dışı İbrahim Y. tarafından 185 parsel ile tevhit edilip 4446 parselin oluşturulduğunu, sonrasında ifraz edilerek 4447 parselin davalı adına, 4448 parselin ise adlarına tescil edildiğini, yapılan işlemlerin bilgi ve iradeleri dışında gerçekleştirildiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile 184 parselin eski haliyle adlarına tescilini istemişlerdir.

Davalı, davacıların verdikleri vekaletname ile işlemlerin gerçekleştirildiğini, iddiaların yerinde olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalıya husumetin yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi Süleyman Yumma'nın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, husumet yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacıların farklı tarihlerde düzenlenen vekaletnameler dava dışı İbrahim Y. ve Behiçhan Ş.'yı vekil tayin ettikleri, çekişme konusu 184 parsel sayılı taşınmazın vekil tarafından tevhit ve ifraz işlemleri yapılarak 4448 parselin davacılar, 4447 parselin ise davalı adına sicil kaydının oluşturulduğu anlaşılmaktadır.

Davacılar, anılan işlemlerin bilgi ve iradeleri dışında gerçekleştirildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmışlar; mahkemece, davacıların vekalet ilişkisinden kaynaklanan davalarda dava dışı vekillere karşı talepte bulunabilecekleri, davalı kayıt malikine husumetin yöneltilemeyeceği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde <vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir...> hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermezi Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun'un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Bu durumda; mülkiyet hakkına dayalı tapu iptal ve tescil istekli davalar kural olarak kayıt malikine karşı açılır. Kayıt maliki ile birlikte vekil aleyhine de açılabilirse de, böyle bir zorunluluk yoktur.

Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Sonuç: Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.