FARK EMEKLİ AYLIKLARININ ÖDENMESİ İSTEMİ
T.C.
YARGITAY                              www.neohukuk.net

10.Hukuk Dairesi

Esas: 2010/13093

Karar: 2011/192

Karar Tarihi: 18.01.2011

FARK EMEKLİ AYLIKLARININ ÖDENMESİ İSTEMİ - KANUNEN MUSARRAH OLAN HALLERDEN MAADASINDA MASARİFİ MUHAKEMENİN ALEYHİNDE HÜKÜM VERİLEN TARAFTAN İSTİFA OLUNMASINA KARAR VERİLECEK OLMASI - DAVALI YARARINA VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLMESİNİN YASAL ZORUNLULUK OLMASI

ÖZET: Kanunen musarrah olan hallerden maadasında masarifi muhakemenin aleyhinde hüküm verilen taraftan istifa olunmasına karar verilir. Davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi yasal bir zorunluluktur.

(1086 S. K. m. 417, 438) (506 S. K. m. 61, Geç. m. 82, Ek m. 38) (5510 S. K. m. 29, 55, Geç. m. 1, Geç. m. 2) (5282 S. K. m. 1) (5565 S. K. m. 30) (5724 S. K. m. 28) (2709 S. K. m. 10, 11, 60, 152) (ANY. MAH. 05.02.2009 T. 2005/30 E. 2009/18 K.) (YHGK. 28.05.2008 T. 2008/10-370 E. 2008/410 K.)

Dava: Dava, farklı yaşlılık aylığı alınmasına neden olan mevzuatın, eşitlik ilkesine aykırılık nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yoluyla iptali sağlanarak, iptal sonrasında tahsis tarihinden itibaren geçen süre için gelişme oranlarının yaşlılık aylığına yansıtılması ve fark emekli aylıklarının ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi E. T. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan soma işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektiriri sebeplere ve özellikle; bir davanın dinlenebilmesi (esasına girilebilmesi) için gerekli şartlar arasında, davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunması, başka bir deyişle hukuki korunma ihtiyacının varlığının gerekli olmasına; salt ekonomik gerekçeler ileri sürülerek, yasal düzenlemelerin iptali ye buradan çıkacak sonuca göre aylıkların yükseltilmesi istemiyle açılan davada, yargı önünde dava yoluyla korunması gereken bir hukuki yararın bulunmadığı; farklı dönemlerde aylığa hak kazananlar arasındaki farklılıkların, yasa koyucu tarafından oluşturulacak düzenlemelerle giderilmesinin mümkün olduğuna ilişkin mahkeme yaklaşımında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Ancak, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 417. maddesindeki, düzenleme karşısında; yasanın öngördüğü ayrık durumlar kapsamında yer almayan karar nedeniyle, Hukuk Genel Kurulu'nun 28.05.2008 günlü 2008/10-370 Esas, 2008/410 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 417/1. maddesi, uyarınca davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin yasal bir zorunluluk olduğu, yönü gözetilmeksizin; < Her ne kadar davacı tarafından açılan dava reddolunmuş ise de; ne var ki davacının; iş bu davayı özellikle görsel ve işitsel basında yer alan, bazı haberler ve bu haberlere karşı kurum veya ilgili bakanlığın gerekli bilgilendirmeyi yapmaması sebebi ile ve ücret farkı alacağı doğacağı zannı ile yanılgı sonucu açtığı; zaten de emekli maaşı ile geçimini sağlayan ve cüzi bir artışa dahi ihtiyacı olması sebebi ile açmış olduğu davada, yargılama gideri yükünü karşılayan davacının, ayrıca vekalet ücreti yükü altına girmesinin hakkaniyete uygun bulunmadığı, kurumun iş bu davayı kadrolu vekili ile takip etmiş olup ayrı bir vekalet ücreti yükü altına girmediği, bu durumda davacı aleyhine vekalet ücretine hükmetmenin dengeli bir hakkaniyet anlayışına uymayacağı vicdani kanaatine varılarak davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığı> gerekçesinden hareketle hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Anılan aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

Sonuç: Hüküm fıkrasına, ibaresinin eklenmesine ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18.01.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C.

İZMİR

6.İŞ MAHKEMESİ

ESAS: 2010/419

KARAR: 2010/435

KARAR TARİHİ: 14/07/2010

Mahkememizde görülmekte bulunan Tespit davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı dava dilekçesinde özetle; 6819481 sigorta sicil numarası ile 01/11/1971-30/12/2001 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığım, 16/01/2002 tarihinde emekli yaşlılık aylığı almak için kuruma müracaat ettiğini ve emekli olduğunu, emekli aylığının göstergesinin 10925 olduğu, aylık bağlama oranında % 75.50 olduğunu, 08/09/1999 günü Resmi Gazete’de yayınlanan 4447 sayılı kanun ile, 506 sayılı Kanunun değişik 61. maddesi maddesiyle 506 sayılı Kanuna eklenen 82. maddesi, ek 38. maddesi ile gerek mevcut emekli aylıklarına yapılacak zammın niteliğinin değiştirildiği gibi gerekse de 2000 yılı ve sonrasında emekli olacakların emekli aylıklarının hesaplanmasının da usulünün değiştirildiğini, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 29., 55. geçici 1. maddesi, geçici 2. maddesi ile gerek mevcut emekli aylıklarına yapılacak zammın niteliğinin değiştirildiği gibi gerekse de 01/10/2008 günü ve sonrasında emekli olacakların emekli aylıklarının hesaplanmasının usulünün de bir kez daha değiştirildiğini, bu değişiklikler somasında eşit göstergeli SSK emekli aylıklarının ne zaman emekli olurlarsa olsunlar aynı emekli aylığını alması sisteminin kaldırıldığını, yerine emekli oldukları yıla göre farklılıklar meydana getiren sistem getirildiğini, 2000 ve 2008 yıllarında getirilen sistem ile emekli olanlara sadece geçmiş dönemin TÜFE (enflasyon) oranı kadar zam yapılmakla iken emekli olacak olanlara hem TÜFE hem de gelişme hızının verilmesi eşitler arasında eşitsizlik meydana getirdiğini, bu nedenle önce emekli olan ile sonra emekli olan (eşit çalışmaları plan) SSK emeklileri arasında emekli aylığı farkı başladığını, bu nedenlerle eşit statülü SSK çalışanları arasında farklı emekli aylığı ortaya çıkaran mevzuatın, uygulanan kanun hükümlerinin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu için emekli olduğu 18/01/2002 tarihinden 17/05/2010 tarihine kadar geçen süre için büyüme gelişme oranlarının da emekli aylığına yansıtılması ile fark emekli aylıklarının ödenmesini uygulanan kanun hükümlerinin işçilik ilkesine aykırı olması sebebiyle dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini, ve Anayasa Mahkemesi yoluyla iptali ile sonrasında emekli olduğu 18/01/2002 tarihinden 17/05/2010 tarihine kadar geçen süre için fark emeklilik aylığının hesaplanarak hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: 506 sayılı Sosyal Sigortalar kanunun 25/08/1999 tarihli 4447 sayılı Kanunla değiştirilen ve eklenen hükümleri ile 1978 yılından buna aylık hesabında uygulanmakta olan katsayı esasına dayalı gösterge sistemi kaldırılarak yerine, 01/01/2000 tarihinden itibaren sigortalının her takvim yılındaki prime esas kazancının tahsis talep tarihine kadar güncellenmek suretiyle hesaplanan ortalama yıllık kazancının aylık bağlama oranı ile çarpılmak suretiyle aylığın belirlenmesi esasına dayalı sistem geliştirildiğini ve yeni aylık bağlama sisteminin 2000 yılı başı itibariyle yürürlüğe girdiğini, 2000 yılından önce tahsis talebinde bulunan ya da ölen sigortalıların aylıklarının katsayı esasına dayalı gösterge sistemine göre hesaplandığını, karma sistemine göre aylıkların hesabının üç aşamadan oluştuğunu, 2000 öncesi aylıkların; 01/07/1978 tarihli aylıkların ortalama yıllık kazançları ile aylık bağlama oranlarının çarpımının 12'de biri olarak belirlendiğini, 1978 yılında gösterge sistemine geçilmesi ile Aylıklar=Gösterge x Katsayı x Aylık bağlama oranı formülüne göre hesaplanmaya başladığını, 2000 sonrası aylıkların; 2000 yılı itibariyle 4447 sayılı kanunla getirilen yeni aylık bağlama sisteminde aylık ortalama Yıllık Kazanç x Aylık bağlama oranı /l2 formülüne göre hesaplandığını, kısmi aylıkların birleştirilmesinin; Hesaplanan yeni kısmi aylık ile talep yılı Ocak ayına güncellenen eski kısmi aylığın birleştirileceğini, iki kısmi aylığın toplamından oluşan bu aylığın 506 sayılı kanunun geçici 82. maddesi gereğince talep yılına TÜFE artış oranları ile taşınan eski tam aylığın miktarı ile mukayese edilerek yüksek olan aylığın esas alındığını, ödenmesine karar verilen aylık talep yılı Ocak aylığı olduğunu, aylık başlangıç tarihine aylık artışları ile taşındığını, davacının 03/01/1994 tarihinde tahsis talebinde bulunması nedeniyle karma sistemine göre aylık bağlandığının, Anayasa Mahkemesinin 05/02/2009 tarih 2005/30 Esas 2009/18 Karar sayılı ilamında hükmünün yer aldığını, Yüksek Mahkemenin kararında da belirtildiği gibi farklı tarihlerde farklı hükümlere göre aylık bağlananlar sadece prim ödeme gün sayısının eşit olmasından yola çıkarak eşitlik karşılaştırması yapılamayacağını, eşitliğin; prim ödeme gün sayısı, yaş, ödenen prim tutarları, prim ödeme günlerinin geçtiği tarihler ve talep tarihinin aynı olması halinde söz konusu olabileceğini, 4447 sayılı Kanunda aylıkların artırılması sırasında TÜFE ile birlikte Gelişine Hızının da uygulanacağına dair herhangi bir yasal düzenlemenin de bulunmadığını, davacının göstergesinin 1993, 1992, 1991, 1990, 1989, 1988 yıllarına ait kazançlarının toplamının ortalaması olan 30.879,705 TL'nin gösterge tablosundaki karşılığı 1. derece 10. kademe karşılığı 6650 (01/07/1999 tarihinden itibaren 15175) olarak tespit edildiğini, aylık bağlama oranının ise toplam prim ödeme gün sayısının 8751 olması nedeniyle %50 oranına 5000 günden fazla her tam 240 gün için (15) puan ilave edilerek, %65 olarak hesaplandığını, hesaplamaların yasaya uygun olarak yapıldığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.

Öte Yandan Ankara 5. İş Mahkemesi’nin 2009/734 Esas sayılı dosyasından 506 sayılı Yasanın ek 38. maddesi, 5075 sayılı Yasanın l/a maddesi, 5282 sayılı Yasanın l/a maddesi, 5474 sayılı Yasanın 2/a maddesi, 5565 sayılı 2007 yılı Merkez Yönetim Bütçe Kanunu’nun 30. maddesi 7. fıkrasının (a) bendi, 5724 sayılı 2008 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 28. maddesinin 10. fıkrasının (a) bendi hükümlerinin. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 5., 10., 11. ve 60. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile iptal başvurusunda bulunulmuş olup; Anayasa Mahkemesi’nce bu iptal başvurusu ile ilgili alınan 30/06/2010 tarihli, (gerekçesi henüz yayımlanmamış) karar ile anayasaya aykırılık iddiasının reddedildiği anlaşılmış olup, Anayasamızın Anayasa’ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi başlıklı 152/son maddesinde; Hükmü gereğince ve Anayasa Mahkemesi’nin 05/02/2009 tarih 2005/30 Esas 2009/18 Karar sayılı ilamında hükmü ile yerleşik uygulaması dikkate alındığında, yeni bir iptal başvurusunda bulunması Anayasa hükümlerine uygun bulunmadığından bu dosyadan yeniden iptal başvurusunda bulunulmasına gerek olmadığına, davacının talebinin dayanağının, yasa maddelerinin anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı iddiası olduğundan ve bunun dışında bir hukuki sebebe dayanılmadığından, mahkememizce iddia ve talep ile bağlı olunup, davacının dayandığı sebep dışında başkaca yönden inceleme yapılmasına da gerek olmadığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği; (Ne var ki; her ne kadar davacı tarafından açılan dava reddolunmuş ise de; ne var ki davacının, iş bu davayı özellikle görsel ve işitsel basında yer alan, bazı haberler ve bu haberlere karşı kurum veya ilgili bakanlığın gerekli bilgilendirmeyi yapmaması sebebi ile ve ücret farkı alacağı doğacağı zannı ile yanılgı sonucu açtığı; zaten de emekli maaşı ile geçimini sağlayan ve cüzzi bir artışa dahi ihtiyacı olması sebebi ile açmış olduğu davada, yargılama gideri yükünü karşılayan davacının, ayrıca vekalet ücreti yükü altına girmesinin hakkaniyete uygun bulunmadığı, kurumun iş bu davayı kadrolu vekili ile takip etmiş olup ayrı bir vekalet ücreti yükü altına girmediği, bu durumda davacı aleyhine vekalet ücretine hükmetmenin dengeli bir hakkaniyet anlayışına uymayacağı vicdani kanaatine varılarak davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığı) kanaatine varılarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM;

Davacı A. Ü. tarafından davalı SGK aleyhine açılan alacak davasının REDDİNE ile,

Dair davacının ve davalı vekilinin yüzüne karşı yasa yolları açık olmak üzere karar verildi.