TAKİP ÖNCESİ VADE SONRASI MÜVEKKİLE YAPILAN TAHSİLATTAN FAİZ ALINIR MI????
T.C.
Yargıtay

Hukuk Dairesi 11                     www.neohukuk.net


Tarih 01.02.1999
Esas No 1998/8841
Karar No 1999/295

MENFİ TESPİT DAVASI - BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİ İSTEMİ - SENEDİN İADESİ İSTEMİ - GECİKME FAİZİ İSTEME HAKKI - ALACAKLININ TEMERRÜDÜ - BORÇLUNUN USULÜNE UYGUN İFA ÖNERİSİNDE BULUNMASI GEREĞİ - BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ

İcra ve İflas Kanunu (İİK) (2004): MADDE 72
Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 90

Özet
BK'nın 90. maddesinde hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, alacaklının temerrüdünden söz edebilmek için, önce usulüne uygun bir ifa ve haklı bir neden olmaksızın bunun reddi gerekir. Borçlu, teklif ettiği ifayı alacaklının kabul etmek zorunda olmadığı, bazı kayıt ve şartlara bağlamış ya da ifa önerisi borca uygun değilse (anapara+faiz+masraf vs. kapsamıyorsa), usulüne uygun bir ifadan söz edilemez.


İçerik
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce görülerek verilen 7.7.1998 tarih, 553-851 ve sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, 6.5.1997 vadeli bono ile davalıya 786.596.000 lira borçlu olan müvekkilinin 700.000.000 lirayı 6.5.1997, 86.596.000 lirayı da 13.6.1997'de banka havalesi ile ödemesine karşın borcun 2. kısmını bankadan almayan davalının 45.250.000 lirası faiz olmak üzere toplam 133.096.000 lira üzerinden müvekkil hakkında icra takibine geçtiğini, faizin fahiş hesaplandığını, kendilerinden olsa olsa bakiye alacağın 6.5.1997-13.6.1997 arası işlemiş faiz alınabileceğini ileri sürerek, müvekkilinin davalıya 133.096.000 lira borçlu bulunmadığının tespitini ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, protestoya karşın ödeme yapmayan davacının 26.5.1997'de 700.000.000 lira banka aracılığı ile ödediğini, kalan 86.596.000 liralık havaleyi bankaya senedin iadesi karşılığı ödeme yapılması yolunda talimat verildiği için almadıklarını, zira faiz alacakları bulunduğunu savunarak, davanın reddi ile % 40 tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, uyuşmazlığın davalının bononun 700.000.000 liralık kısmının geç ödenmesinden dolayı, faizi ile kalan 86.596.000 liralık kısmın hesabına havale edilmesine karşın, bu parayı tahsil etmemesine göre gecikme faizi isteyip isteyemeyeceği noktasında toplandığı, davalının, davacıya gönderdiği ihtar yazısında faiz hakları saklı tutulduğundan, bunun ihtirazı kayıt sayılacağı ve dolayısıyla 20 gün gecikme ile parayı tahsil eden davalının 700.000.000 liranın gecikme faizini isteyebileceği, bakiye 86.596.000 lirayı senedin iadesi kaydıyla da olsa davalının tahsil etmemekle, borçlunun değil, alacaklının temerrüde düştüğü yaptırılan bilirkişi incelemesinde, davacının toplam 128.819.254 lira borçlu bulunduğu, ancak 175.000.000 lira ödeme yaptığı gerekçesiyle, davacının 128.819.254 lira borçlu bulunduğunun tespiti ile 46.180.746 liranın istirdadına, tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.

Davacı vekili, özetle müvekkilinin davalıya borçlu bulunduğu 786.596.000 liralık bono bedelinin 700.000.000 lirasını davalıya ödedikten sonra, bakiye 86.596.000 lirayı banka aracılığı ile ödemek istediğini, ancak davalının ifayı kabul etmediğinden temerrüde düştüğünü ileri sürerek, söz konusu borçtan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, protestoya karşın ödenmeyen senet bedeline mahsuben önce 700.000.000 lira ödediğini, geri kalan 86.596.000 liralık kısmın ise senedin iadesi koşulu ile ödenmesinin teklif edilmesi nedeniyle daha önce borçlu temerrüde düştüğünden ve usulüne uygun bir ifa söz konusu olmadığından, davanın reddini savunmuştur.

Uyuşmazlık, vadesinde ödenmeyen kambiyo senedi dolayısıyla borçlunun, alacaklıya yaptığı ödemelerin usulüne uygun olup olmadığı ve alacaklının temerrüdünün söz konusu olup olmadığı noktasında toplanmıştır.

Dava konusu 6.5.1997 vade tarihli bononun 700.000.000 liralık kısmı 26.5.1997 tarihinde ödenmiş, bakiye kısım olan 86.596.000 lira ise, 13.6.1997 tarihli havale mektubunda senedin iadesi koşulu ile alacaklıya ödenmesi teklif edilmiştir. Davalı alacaklı, söz konusu ifayı kabul etmeyerek, dava konusu icra takibini başlatmıştır.

BK'nın 90. maddesinde hükmüne yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, alacaklının temerrüdünden söz edebilmek için, önce usulüne uygun bir ifa ve haklı bir neden olmaksızın bunun reddi gerekir. Borçlu, teklif ettiği ifayı alacaklının kabul etmek zorunda olmadığı, bazı kayıt ve şartlara bağlamış ya da ifa önerisi borca uygun değilse (anapara+faiz+masraf vs. kapsamıyorsa), usulüne uygun bir ifadan söz edilemez (Bkz. Prof. Dr. S. Sulhi Tekinay, Borçlar Hukuku, s.657 vd., Prof. Dr. Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1. cilt, s.756 vd., Prof. Dr. Andreas Von Tuhr, Borçlar Hukuku, çeviri, Av. Cevat Edege, cilt 1-2, Ankara, 1983 bası, s.534 vd.).

Somut olayda davacı, temerrüde düştükten sonra bakiye borcunu ödeme önerisinde bulunmuş ise de, geç ödemeden dolayı davacının isteyebileceği faiz vs.'yi ödemeyi önermediği gibi, ifayı bononun iadesi şartına bağlamış olmasına göre, alacaklının değil ve fakat borçlunun temerrüdü söz konusudur.

Kaldı ki, karar gerekçesinde, 700.000.000 lira için borçlunun temerrüde düştüğü ve davalının bundan dolayı temerrüt faizi isteyebileceği kabul edilmek suretiyle, karar içerisinde dahi çelişki oluşturulmuştur.

Bu anlatılanlar karşısında, davacı borçlunun dava konusu bonodan dolayı mütemerrit olduğu kabul edilerek, davalının takip konusu alacağının buna göre saptanması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Öte yandan kabul şekline göre, davalı takibinde haklı çıktığına ve İİK'nin 72/4. maddesi uyarınca, borçlunun koydurduğu tedbir nedeniyle alacağını geç tahsil etmiş olmasına göre, davalı yararına % 40 tazminata hükmedilmesi gerekirken, tazminat isteminin reddi, isabetli olmamış ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3- Yine kabul şekline göre, dava menfi tespit istemine ilişkin olduğuna göre, davacının borçlu bulunduğu kısım üzerinden davalı yararına, istirdat edilen kısım üzerinden davacı yararına vekalet ücreti takdiri gerekirken, yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru olmamış ve kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda 1, 2 ve 3 nolu bentte yazılı nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.02.1999 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.