KAMULAŞTIRMASIZ ELATMA USULİ KAZANILMIŞ HAK YARGITAY BOZMA İLAMINA UYULMASI
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU                 www.neohukuk.net
E. 2007/5-11
K. 2010/541
T. 27.10.2010
• KAMULAŞTIRMASIZ ELATMA ( Usuli Kazanılmış Hakkın Doğmasından Sonra 4.11.1983'den Önce Taşınmazlarına Elkonulanların Hak ve Durumlarını Düzenleyen "Kamulaştırma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" Karşısında Usuli Kazanılmış Hakkın Hukukça Değer Taşımayacağı )
• USULİ KAZANILMIŞ HAK ( Doğmasından Sonra O Konuda Yeni Bir Kanun Çıkması Karşısında Yargıtay Bozma İlamına Uyulmuş Olmakla Oluşan Usuli Kazanılmış Hakkın Hukukça Değer Taşımayacağı - Kamulaştırmasız Elatma Nedeniyle Tazminat )
• YARGITAY BOZMA İLAMINA UYULMASI ( Usuli Kazanılmış Hakkın Doğmasından Sonra O Konuda Yeni Bir Kanun Çıkması Karşısında Yargıtay Bozma İlamına Uyulmuş Olmakla Oluşan Usuli Kazanılmış Hakkın Hukukça Değer Taşımayacağı )
• USULİ KAZANILMIŞ HAK MÜESSESESİNE GETİRİLEN İSTİSNALAR ( Hakkın Doğmasından Sonra O Konuda Yeni Bir Kanun Çıkması Karşısında Yargıtay Bozma İlamına Uyulmuş Olmakla Oluşan Usuli Kazanılmış Hakkın Hukukça Değer Taşımayacağı )
• YENİ KANUN ( Usuli Kazanılmış Hakkın Doğmasından Sonra O Konuda Çıkan - Mahkemelerde ve Yargıtay'da Görülmekte Olan Dava ve İşlere Uygulanacağı ve Usuli Kazanılmış Hakkın Gerektirdiği Yönde Değil Yeni Kanun Kapsamında İnceleme Yapılarak Hüküm Verileceği )
4721/m. 705
2942/m. 38, Geç.6
ÖZET : Usuli kazanılmış hak müessesesine, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile bazı istisnalar getirilmiştir. Mahkemenin bozmaya uymasından, eş söyleyişle usuli kazanılmış hakkın doğmasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararının çıkması ya da o konuda yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak, hukukça değer taşımayacaktır. Bir başka ifadeyle, sonradan çıkan yeni kanun veya İçtihadı Birleştirme Kararının, mahkemelerde ve Yargıtay'da görülmekte olan bütün dava ve işlere uygulanması ve usuli kazanılmış hakkın gerektirdiği yönde değil, içtihadı birleştirme ya da kanun kapsamında inceleme yapılarak hüküm verilmesi gerekecektir.
DAVA : Taraflar arasındaki "kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Bursa Asliye Yedinci Hukuk Mahkemesi )'nce davanın kabulüne dair verilen 14.10.2004 gün ve 2004/163 E. 2004/542 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay Beşinci Hukuk Dairesi'nin 24.10.2005 gün ve 2005/6234-11358 sayılı ilamı ile;
( ... Dava, kamulaştırmasız elatılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davanın reddine dair verilen kararın Dairemizce bozulması üzerine, mahkemece bozma kararına uyulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.
2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 38. maddesinde; idare tarafından kamulaştırmasız elkonulan taşınmazın, fiilen elkoyma tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçmesi halinde, taşınmazın malik zilyet veya mirasçılarının her türlü dava haklarının düşeceği öngörülmüştür. Söz konusu Kamulaştırma Yasası'nın 38. maddesi hak düşürücü süreyi içermekte olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, kamu düzenine ilişkin hususlar, tarafların talepleri olmasa bile mahkemece re'sen karara bağlanması zorunludur. Ayrıca kamu düzenine ilişkin hususlarda usuli kazanılmış hak da oluşmaz.
2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 38. maddesine göre; idarenin elkoyma tarihinden itibaren 20 sene geçmekle taşınmaz malikinin her türlü dava hakkı düşer. Başka bir anlatımla, mülkiyet bu süre dolmakla elatan idareye geçer. Bu husus 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 705. maddesindeki "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır" hükmü ile açıklığa kavuşturulmuştur.
Dosyada yapılan incelemede; dava konusu taşınmaza 1976 yılında elatılarak yol haline getirildiği ve elatma tarihinden itibaren, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 38. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilme ve dava tarihine kadar 20 seneden fazla süre geçtiğinden, taşınmaz maliki olan davacı tarafın her türlü dava hakkının düştüğü anlaşılmıştır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi'nce; 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası'nın 38. maddesi iptal edilmiş ise de, Anayasa'nın 153/son maddesi uyarınca; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi uyarınca, Kamulaştırma Yasası'nın 38. maddesinin iptal edilmesinden önceki kazanılmış haklara uygulanması imkanı da bulunmamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.05.2005 gün ve 2005/5-288 Esas- 2005/352 sayılı kararında da bu husus benimsenmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi,
Doğru görülmemiştir... ),
Gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, kamulaştırması elatılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemenin, dava konusu taşınmaza davalı idarece 1976 yılında fiilen elatıldığı kabul edilerek "01.08.2002 dava tarihi ile fiilen elkoyma tarihi arasında 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 38. maddesinde öngörülen 20 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği" gerekçesiyle "davanın reddine" dair verdiği ilk karar; davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire'ce, "Kamulaştırma Kanunu'nun 38. maddesinin Anayasa Mahkemesi'nin 04.11.2003 günlü Resmi Gazete'de yayınlanan 10.04.2003 gün ve 2002/112-2003/33 sayılı kararı ile iptal edildiği ve bu itibarla yerel mahkeme hükmünün yasal dayanağı kalmadığından işin esasına girilerek karar verilmesi gereğine" işaretle bozulmuştur.
Bozmaya uyan yerel mahkemece, kamulaştırmasız elatılan bölüm ve bedeli keşfen belirlendikten sonra "davanın kabulü ile 6.528.470.000 TL tazminatın dava tarihinden geçerli yasal faiziyle davalıdan tahsiline ve elatılan bölümün yol olarak terkinine" karar verilmiştir.
Bu son karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkeme "ilk bozma kararına uyulmakla taraflar yönünden oluşan usuli kazanılmış hakkın, ikinci bozma kararı ile ortadan kaldırılamayacağı; öte yandan Kamulaştırma Kanunu'nun 38. maddesini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararı taraflar arasında kesin hüküm halini almamış bulunan eldeki uyuşmazlığa da uygulanması gerektiğinden, dava hakkını 20 yılla sınırlayan yasal engelin ortadan kalktığı" gerekçesiyle direnme kararı vermiş ve davanın kabulüne dair esasa ilişkin hüküm oluşturmuştur.
Öncelikle belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesi'nce verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. "Usuli kazanılmış hak" olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir ( 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK ).
Bu aşamada, somut olayda olduğu gibi; yerel mahkemece davanın reddine dair verilen ilk hükmün Özel Daire'ce işin esasının incelenmesi gerektiği yönünde bozulmasından sonra bozma ilamına uyulmuş ve bozma gerekçesi yönünde inceleme ve araştırma yapılarak davanın kabulü cihetine gidilmiştir. Dolayısıyla, yerel mahkemenin direnme gerekçesinde de vurgulandığı üzere, bozma kararına uyulmasıyla, bozma gerekçesi lehine olan davacı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu ve Yargıtay Dairesi'nin usuli kazanılmış hakka aykırı ikinci bir bozma kararı veremeyeceği her türlü duraksamadan uzaktır.
Ne var ki; usuli kazanılmış hak müessesesine, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile bazı istisnalar getirilmiştir:
Mahkemenin bozmaya uymasından, eş söyleyişle usuli kazanılmış hakkın doğmasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararının çıkması ya da o konuda yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak, hukukça değer taşımayacaktır. Bir başka ifadeyle, sonradan çıkan yeni kanun veya İçtihadı Birleştirme Kararının, mahkemelerde ve Yargıtay'da görülmekte olan bütün dava ve işlere uygulanması ve usuli kazanılmış hakkın gerektirdiği yönde değil, içtihadı birleştirme ya da kanun kapsamında inceleme yapılarak hüküm verilmesi gerekecektir.
Nitekim; yerel mahkemece direnme kararı verilmesinden sonra 30.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 18.06.2010 tarih ve 5999 sayılı "Kamulaştırma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 1. maddesi ile, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na geçici 6. madde eklenmiş; maddenin yan başlığında da belirtildiği üzere, kamulaştırmasız elkoyma sebebiyle tazmine ilişkin yeni düzenlemeler getirilmiştir.
18.06.2010 tarih ve 5999 sayılı "Kamulaştırma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrasında, "Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 09.10.1956 tarihi ile 04.11.1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak elkonulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır" hükmüne yer verilmiştir.
Aynı maddenin 8. fıkrasında, "Bu maddenin tazminata ilişkin hükümleri, vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız elkoymadan dolayı açtıkları tazminat davası süre bakımından dava hakkının düştüğü gerekçesiyle reddedilmiş olanlar hakkında da uygulanır..." denildikten sonra; 9. fıkrasında ise, "Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız elkoymadan dolayı bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması halinde, uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir" hükmü öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere, artık usuli kazanılmış hakkın gerektirdiği yönde değil, sonradan çıkan ve 30.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 5999 sayılı "Kamulaştırma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" çerçevesinde inceleme yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği açıktır.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, davacı vekilinin 5999 sayılı Kanun'da öngörülen üç aylık sürede ibraz ettiği 10.08.2010 havale tarihli uzlaşmazlık dilekçesi de gözönünde tutularak; yukarıda açıklanan ve 04.11.1983 tarihinden önce taşınmazlarına kamulaştırmasız elkonulanların hak ve durumlarını düzenleyen 18.06.2010 tarih ve 5999 sayılı "Kamulaştırma Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na eklenen geçici 6. madde hükümleri uyarınca işlem yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Direnme kararı, bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle HUMK'nın 429. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 27.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.