TAPU SİCİLLERİNİN DOĞRU TUTULMAMASINDAN DOĞAN ZARARLAR KAMU GÖREVLİLERİNE RÜCU İHTİYATİ TEDBİR KARARI HUKUKİ YARAR

YARGITAY

1. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/4471

K. 2010/5347

T. 6.5.2010

• TAPU SİCİLLERİNİN DOĞRU TUTULMAMASINDAN DOĞAN ZARARLAR ( Devlet Kusursuz Sorumluluk İlkelerine Göre Sorumlu Olduğu - Ancak Devletin Kusurlu Kamu Görevlilerine Rücu Hakkı Olduğu )

 

• KAMU GÖREVLİLERİNE RÜCU ( Tapu Sicillerinin Doğru Tutulmamasından Doğan Zararlardan Devlet Kusursuz Sorumluluk İlkelerine Göre Sorumlu Olduğu - Ancak Devletin Kusurlu Kamu Görevlilerine Rücu Hakkı Olduğu )

 

• İHTİYATİ TEDBİR KARARI ( Tapu Kaydına İşlemeyerek Taşınmazın Temlikine Neden Olduğu İddia Edilen Memurlar Aleyhine Açtığı Davada İdarenin Hukuki Yararı Bulunduğu )

 

• HUKUKİYARAR ( Mahkemenin Verdiği İhtiyati Tedbir Kararını Tapu Kaydına İşlemeyerek Taşınmazın Temlikine Neden Olduğuİddia Edilen Memurlar Aleyhine Açtığı Davada Bulunduğu )

 

• İDARENİN RÜCU HAKKI ( Tapu Sicillerinin Doğru Tutulmamasından Doğan Zararlardan Devlet Kusursuz Sorumluluk İlkelerine Göre Sorumlu Olduğu - Ancak Devletin Kusurlu Kamu Görevlilerine Rücu Hakkı Olduğu )

 

2709/m.

40,129

 

 

4721/m.

1007

 

 

ÖZET : Tapu sicillerinin doğ

ru tutulmamasından doğan zararlardan Devlet kusursuz sorumluluk ilkelerine göre sorumludur. Ancak Devletin kusurlu kamu görevlilerine rücu hakkı vardır. Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararını tapu kaydına işlemeyerek taşınmazın temlikine neden olduğu iddia edilen memurlar aleyhine açtığı davada; idarenin hukuki yararı bulunmaktadır.

 

DAVA : Taraflar arası

nda görülen davada;

 

Davacı

, ( Lüleburgaz İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi )'nin 2008/89 esas sayılı dosyasında birçok bağımsız bölüm hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının 152 ada 4 parsel A Blok 1 ve 8 nolu bağımsız bölümlere sehven işlenmediğini, anılan bağımsız bölümlerin maliki olan davalı Mehmet'in de 1 nolu bağımsız bölümü davalı Muzaffer'e, 8 nolu bağımsız bölümü ise davalı Çağdaş'a satış suretiyle temlik ettiğini, ancak yapılan işlemlerin ihtiyati tedbir talep ve sonuçlarından kurtulmak amaçlı ve muvazaalı olduklarını, yolsuz tescilin düzeltilmesi gerektiğini ileri sürüp, tapu iptali ile davalı Mehmet adına tescil isteğinde bulunmuştur.

 

Davalı

Muzaffer, öncelikle davacının sıfatı bulunmadığından davanın reddi gerektiğini beyan etmiş, davalı Çağdaş, muvazaa iddiasının asılsız olup tapu kaydına güvenerek iyiniyetli iktisabının korunmasının kanun gereği olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalı Mehmet de davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, davacı

nın çekişmeli taşınmazlar üzerinde mülkiyet hakkına veya herhangi bir ayni hakka sahip olmadığı, bu nedenle davacı sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

 

Karar, davacı

vekili ile davalı Muzaffer vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Davacı

idare, çekişme konusu taşınmazlar hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının taşınmazların kaydına sehven işlenmediğini, bundan yararlanmak suretiyle çekişmeli taşınmazların ihtiyati tedbir talep ve sonuçlarından kurtulma amaçlı ve muvazaalı olarak temlik edildiklerini ve yolsuz tescilin düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.

 

Mahkemece, davacı

idarenin çekişmeli taşınmazlar üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmadığından davacı sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

 

Hemen belirtmek gerekir ki, Anayasa'nı

n 40. maddesinin 3. fıkrasında "kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir." hükmü öngörülmüş, 129. maddenin 5. fıkrasında ise; "memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği..." açıklanmıştır. MK'nın 1007. maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Yasa'nın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de eylem ya da işlemin kusura dayanması gerekmez. Zira devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke 27.03.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, BK'nın 55. maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.06.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile de tekrarlanmıştır. Adam çalıştıran ( somut olayda devlet ) objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur. Çalışanın seçiminde, talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik ya da bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanıksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.

 

Diğ

er taraftan tapu sicil memurlarının sicilin hatalı tutulmasından sorumlu bulunacakları ilkesi yanında, sicilde yapılması gereken işlemi yapmamaları suretiyle ortaya çıkan olumsuz eylemlerin de aynı kapsamda düşünülmesi gerekeceğinde kuşku yoktur.

 

Somut olayda; mahkeme kararı

gereğince çekişmeli taşınmazların kaydına ihtiyati tedbir konulması gerekirken, sehven bu şerhin işlenmemesi nedeniyle temliklere konu edildikleri ve sicillerinin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddia edilmektedir.

 

Bu durumda, Hazine'nin Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamı

nda tazminat davasına muhatap ve tazminata mahkum olabileceği gözetildiğinde, eldeki davanın açılmasında davacı idarenin hukuksal yararının bulunduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru değildir. Ne var ki, asıl kayıt maliklerinin davada yer almalarının sağlanması gerekir ise de, gerekçeli kararda belirtilen Lüleburgaz İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/89 esas sayılı dosyasında davacılar Cengiz ve arkadaşlarının, çekişme konusu taşınmazlar da dava konusu edilmek suretiyle kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak açtıkları tapu iptali ve tescil davasında çekişmeli taşınmazlar hakkında verilen ihtiyati tedbirin, eldeki dosyada dava konusu edilen bağımsız bölümlerin sicil kaydına işlenmediği ve davalı Mehmet tarafından diğer davalılara temlik edildiği anlaşıldığına göre, anılan davada HUMK'nın 186.'maddesinin uygulanması söz konusu olacaktır. O davada verilecek iptal, tescil veya tazminat kararının eldeki davayı rek sıfat ve gerekse neticesi bakımından etkileyeceği de şüphesizdir.

 

Hal böyle olunca, anı

lan davanın sonucunun beklenmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.

 

SONUÇ : Davacı

idare vekili ile davalı Muzaffer vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nın 428. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.