YAYIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRILMASI - CEZA MAHKEMESİNİN DEVAM EDİYOR OLMASI - BEKLETİCİ SORUN YAPILMASI MANEVİ TAZMİNAT DAVASI
T.C.
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

                                 www.neohukuk.net
Tarih 14.12.2005
Esas No 2005/4-733
Karar No 2005/727

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - YAYIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRILMASI - CEZA MAHKEMESİNİN DEVAM EDİYOR OLMASI - BEKLETİCİ SORUN YAPILMASI

Borçlar Kanunu (BK) (818): MADDE 41\MADDE 47\MADDE 53
Türk Medeni Kanunu (TMK) (YÜR. TAR.: 01.01.2002) (4721): MADDE 23\MADDE 24

Özet
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıda bulunulmasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hakimini bağlamaz. Tarafların iddia ve savunmalarını ispat için, Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasına dayanmış olmaları ve ceza kararının Hukuk Mahkemesini bağlaması ihtimali mevcut ise; Hukuk Mahkemesinin, ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması gerekir.


İçerik
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

A- DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ:

Davacı vekili, G. gazetesinin 15 Mart 2000 tarihli nüshasında yayınlanan <Şeriatçı doktorun film gibi hayatını 21 yıllık eşi anlatıyor; benden altı sekreterinden üç çocuğu var> başlıklı haberde, müvekkilinin gibi nitelendirmelerle kamuoyunda küçük düşürüldüğünü; aydın, başarılı ve çalışkan bir doktor olarak yıllarca ülkeye hizmet eden müvekkili hakkında, davalı eski eşin öfke ve hezeyanla sarf ettiği gerçek dışı sözlerin haber yapılması sonucu müvekkilinin manevi yönden ağır zarara uğradığını ileri sürerek, 5.000.000.000 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren kanuni faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

B- DAVALININ CEVABININ ÖZETİ:

Davalı E., evli bulundukları süre içerisinde davacının birçok kadınla birlikte olduğunu, çocuklarına bakmayıp kendisini dövdüğünü, sekreteri ile birlikteliğinden üç çocuğunun dünyaya geldiğini; boşanma davası devam ederken tüm bu olayların basının ilgisini çekmesi nedeniyle, davacı tarafından yapılan haksızlıkları dava konusu yayında dile getirdiğini savunmuştur.

Davalılar G. A.Ş ve Sorumlu Yazı işleri Müdürü vekili; dava konusu yazıda yer alan iddiaların, davacının eşi E.nin verdiği bilgiler doğrultusunda ve abartılı ifadeye yer verilmeden haber yayına hazırlandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:

Yerel Mahkeme, gerekçesiyle karar vermiştir.

D- TEMYİZ EVRESİ BOZMA VE DİRENME:

Davalılar tarafından temyiz edilen karar, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş, Yerel Mahkeme önceki kararında direnmiştir.

E- GEREKÇE:

Taraflarca ibraz edilen delillerden, davacı ile davalı E. G. arasında boşanma davasının görüldüğü; dava konusu yayın nedeniyle, davalı E. G. ve gazete haber müdürü aleyhine basın yoluyla hakaret suçundan cezalandırılmaları istemiyle ceza davası açıldığı anlaşılmaktadır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; dava konusu yayının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının ve hukuka aykırı olup olmadığının belirlenmesi bakımından, boşanma davası ve ceza davasında tespit edilen maddi olgularla yayındaki unsurların karşılaştırılması, bu bağlamda ceza davasının sonucunun beklenilmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.

Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, Ceza Mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi üzerinde durulmasında yarar vardır.

Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine (Davasına) etkisi, hukukumuzda Borçlar Kanununun 53. maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hakimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas hukuku bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır.

Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımı, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının da, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi, özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.

Borçlar Kanununun 53. maddesinde, "Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hakimini takyit etmez." Hükmü öngörülmüştür.

Bu açık hüküm karşısında, Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Ne var ki, Hukuk Hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, Ceza Hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusu ile Hukuk Hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan Ceza Mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.

Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun Hukuk Mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Y.H.G.K. 11.10.1989 gün ve E. 1989/11-373, K. 472 sayılı ilamı). Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından Ceza Hakiminin Hukuk Hakiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır.

Bilindiği üzere, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, Hukuk Hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedefi olmayacaktır. Ancak Ceza Hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır.

O halde bir Ceza Mahkemesinin uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki Hukuk Mahkemesinde de kesin delil oluşturacağı açıktır.

Özellikle tarafların iddia ve savunmalarını ispat için, Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasına dayanmış olmaları ve ceza kararının Hukuk Mahkemesini bağlaması ihtimali mevcut ise; Hukuk Mahkemesinin, ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.

Bundan ayrı, bir davanın çözümünü etkileyebilecek olan vakıalar için gösterilen delillerin inceleme konusu yapılması gerektiği kuşkusuzdur.

Tüm açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde; davacı A., dava konusu yayında yer alan iddia ve nitelendirmelerin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüş, davalılardan E. yayında evliliği süresince davacı tarafından yapılan haksızlıkları dile getirdiğini savunmuştur. O halde, iddia ve savunma çerçevesinde bu davada öncelikle çözümlenmesi gereken yön, dava konusu yayının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı noktasında düğümlenmektedir.

Davanın ve savunmanın esasını oluşturan maddi olgularla ilgili, taraflarca delil olarak gösterilen ve davacı ile davalılardan E. arasında görülen boşanma davasına ilişkin dosya Mahkemece getirtilerek incelenmediği gibi; davalı E. ile gazete haber müdürünün, uyuşmazlık konusu olay nedeniyle yargılandıkları Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davanın sonucu, eldeki Hukuk davası için bekletici sorun yapılmamıştır.

Şu durumda Mahkemece yapılacak iş, tarafların dayandıkları maddi olgulara ilişkin boşanma dosyasının getirtilmesi, Ceza Mahkemesinde saptanan maddi olguların Hukuk Hakimini bağlayacağı düşünülerek ceza davasının sonuçlanmasının bekletici sorun yapılması; bu iki dosyada belirlenen maddi olgularla dava konusu yayında yer alan unsurlar karşılaştırılmak suretiyle sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.

Hal böyle olunca Yerel mahkemece aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yerinde olmayan gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç : Davalılar G. A.Ş. ve..U. vekili ile davalı E.nin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın iadesine 14.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.