BELİRLİ ALACAK DAVASI KATILIM ALACAĞI


Yargıtay

8. Hukuk Dairesi

 

Esas : 2012/514

Karar : 2012/982

Tarih : 21.02.2012

 

 

Ümmügülsüm Türkmen www.neohukuk.net ile Mustafa Soy aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Denizli 1. Aile Mahkemesinden verilen 01.11.2011 gün ve 779/951 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 21.02.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Avukat Ali Kavak geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı Ümmügülsüm Türkmen vekili, evlilik birliği içinde edinilen bir taşınmaz, üzerindeki bina ve Merkez Bankasına davalı adına açılan iki adet İsviçre Frankı hesabı üzerinde gerek çalışarak elde ettiği kazanç, gerekse ziynet eşyaları ve ailesinden aldığı borç ile vekil edeninin katkıda bulunduğunu ve yasa gereği bankada bulunan paralar üzerinde katılma alacağı da olduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 100.000 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Mustafa Soy vekili, dava konusu taşınmaz ve banka hesaplarındaki miktar üzerinde davacının bir hakkı olmadığını, davalının kazancı ile edinilen mal varlığı olduklarını, özellikle taşınmaz ve üzerindeki binanın 1988 yılında davacının gelirinin çok az olduğu dönemde edinildiğini açıklayarak haksız davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, davacının katkı payından kaynaklanan 87.352,35 TL, katılım alacağından kaynaklanan 10.504,24 TL alacak olmak üzere toplam 97.856,59 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, kabul edilen alacak bölümü bakımından davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 27.7.1985 tarihinde evlenmişler, 2.11.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 6.2.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasında evlenme tarihinden 1.1. 2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170), sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202, 4722 sayılı yür. K. m.10). Taraflar arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK.nun m. 225/2).

Dosya arasında bulunan tapu kayıtları ve diğer belgelerden dava konusu 346 ada 24 parselin öncesinin kısmen 485 ada 15 parsel olarak 224 m2 miktarında arsa vasfı ile Kubilay Avlayıcı adına tapuda kayıtlı ve üzerinde tapuda yazılı olmamakla birlikte 22.3.1988 tarihli yapı kullanma ruhsatına göre tamamlanmış iki katlı bina var iken maliki tarafından üzerindeki bina ile birlikte 29.7.1988 tarihinde davalı Mustafa Soy'a satılmıştır. Yine 485 ada 333 parselde 2757/16542 pay Yahya oğlu Hayati Yahşi adına tapuda kayıtlı iken 17.3.1993 tarihinde yapılan imar çalışmaları neticesinde hamur kuralı uygulaması da yapılarak bu parseldeki Hayati Yahşi payının 485 ada 15 parseldeki Mustafa Soy taşınmazı ile birlikte 3146 ada 24 parselde 225 m2 miktarlı arsa vasfı ile tapuya tescil edildiği görülmektedir. 3146 parsel üzerinde 156/225 pay Mustafa Soy, 69/225 pay ise Hayati Yahşi adına tapuda kayıtlı iken Hayati payını da davalı Mustafa Soy 10.6.1993 tarihinde satın almış ve taşınmazın tamamının maliki durumuna gelmiştir.

Merkez Bankasından alınan cevaplar ve getirtilen hesap ekstreleri incelendiğinde, davalı Mustafa adına Merkez Bankasında açılan iki ayrı İsviçre Frankı vadeli döviz hesaplarında hesapların evlilik birliğinin devamı sırasında 7.6.1993 ve 10.7.1995 tarihlerinde ilk olarak açıldıkları ve belirli vadelerle faiz işletilerek boşanma dava tarihine kadar faiz geliri de elde edildiği görülmektedir.

Dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre davacı tarafın isteği mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katkı payı ve katılma alacağı isteğine ilişkindir.

Dava konusu yapılan davalının Merkez Bankasındaki iki ayrı hesabında bulunan paralar üzerinde hesapların 01.01.2002 öncesi evlilik birliği içinde açılmış olduklarının belirlenmesi sebebiyle davacının katkıda bulunduğunu ispat etmesi halinde katkıdan kaynaklanan katkı payı alacağı isteme imkanı vardır. Ayrıca evlilik birliği içinde 01.01.2002 sonrası boşanma dava tarihine kadar elde edilen faiz geliri üzerinde de davacının yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK'nun 231, 236/1.m.). TMK.nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Mahkemece, kabulüne karar verilen davalının banka hesabındaki paranın kişisel malı olduğu davalı tarafça ispatlanamamıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda dosya arasına getirtilen hesap ekstreleri ile uyumlu olduğu anlaşılan banka hesaplarındaki paraların 1.1.2002 ile boşanma dava tarihi (2.11.2006) arasında getirdikleri faiz geliri üzerinde davacı tarafın yarı oranda katılma alacağı bulunduğu gözetilerek yazılı şekilde 10.504,24 TL katılma alacağına hükmedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı vekilinin katılma alacağına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.

Diğer yandan banka hesaplarındaki miktarlar üzerinde davacının çalışarak gelir de elde ettiği gözetilerek davacının kazandığı parayı davalıya vermesi, paranın Merkez Bankasındaki hesaba yatırılmış olması durumunda usulüne uygun hesaplama ile bulunacak katkı payı alacağı olabileceği anlaşılmakta ise de, mahkemece, 6.6.2011 tarihli hukukçu bilirkişi raporundaki açıklamalar doğrultusunda davacının banka hesabındaki paralara yönelik katkı payı alacağı isteğinin yerinde olmadığı gerekçesi ile fazlaya ilişkin istek içerisinde reddine karar verilmesi doğru olmamış ve bu yönden hükmün bozulması gerekli ise de davacı vekilinin herhangi bir temyiz isteği bulunmaması ve hükmü temyiz eden davalı aleyhine bozma sevk edilemeyeceği (aleyhe bozma yasağı kuralı gereği) dikkate alınarak bu hususta bozma sevk edilmemiştir.

Davalı vekilinin taşınmaz ve üzerindeki bina ile ilgili temyizine gelince; Az yukarıda açıklandığı üzere taşınmazın tamamı ve üzerindeki binanın 10.6.1993 tarihinde edinilmediği, bu tarihte edinilen taşınmaz bölümünün 69/225 pay olduğu, diğer taşınmazın 156/225 payı ile üzerinde inşa edilen ve tapuda görünmeyen binanın ise 22.3.1988 tarihinde tamamlanmış olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacının ziynetlerle ve borç alarak malvarlığının edinilmesinde katkısı bulunduğunu ispat edemediği mahkemece kabul edilmiş ve bu husus temyize gelmemiştir. Taraflardan davacının 1988 yılında, davalının ise evlenme tarihi öncesinde çalışmaya başladıkları ve gelir elde ettikleri tercüme hizmet belgelerinde yazılı olup, bilirkişi raporunda tarafların elde ettikleri gelirlerin tarih ve miktarlarına tarafların bir itirazı da olmamıştır. Bu durumda davalı tarafından davacının çalışarak elde ettiği gelirin başka yerde harcandığı iddia ve ispat edilemediğine göre davacının çalışarak elde ettiği gelir ile katkısının bulunduğunun kabulü gerekir.

Her iki tarafın da çalışarak gelir elde ettikleri ve mal varlığının edinilmesinde katkılarının bulunduğu dikkate alındığında, yapılması gereken tarafların evlenme tarihi ile mal varlığının edinme tarihi arasındaki dosya arasında bulunan tarafların çalışmalarına ve gelirlerine ilişkin tüm belgeler gözetilerek, her birinin sosyal statüleri, konumları ve mesleki kariyerleri gözetilerek yapabilecekleri kişisel masraflarının ayrı ayrı hesaplanması, davalının ayrıca, 743 sayılı TKM.nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü gözetilerek, oran belirtilmek suretiyle hesaplanacak miktarının, davacı yönünden ise kişisel harcamalarının hesaplanıp toplam gelirlerinden ayrı ayrı düşülmesi, her birinin yapabilecekleri tasarruf miktarlarının ayrı ayrı saptanması, tarafların toplam tasarruf miktarı içerisindeki katkı oranlarının belirlenmesi, bu katkı oranının dava konusu mal varlığının dava tarihindeki uzman bilirkişi raporu ile belirlenen gerçek sürüm değeri ile çarpılması sonucu davacının katkı payı alacağının saptanması olmalıdır.

Mahkemece, dava konusu taşınmaz ve üzerindeki binanın dava tarihi itibarıyla sürüm değerleri usulüne uygun belirlenmiş, taraf gelirlerine ilişkin belgeler getirtilerek bilirkişi raporunda doğru olarak gösterilmiş, erkeğin kişisel tasarrufunun hesabında TMK.nun 152.m. gözönünde bulundurulmuş ise de taşınmazın tamamı ve binanın 10.6.1993 tarihinde edinildiğinin kabul edilerek evlenme tarihinden bu tarihe kadar elde edilen taraf gelirlerinin hesaplamada dikkate alınması ve davalı aleyhine fazla katkı payı alacağına hükmedilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bina ve taşınmazın 156/225 payının 29.7.1988 tarihinde, diğer 69/225 payının ise 10.6.1993 tarihinde davalı tarafından satın aldığı dikkate alınması, bina ve taşınmazın 156/225 payı bakımından evlenme tarihinden bu tarihe kadar, taşınmazın 69/225 payı bakımından ise 10.6.1993 tarihine kadar tarafların elde ettikleri gelirler ayrı ayrı hesaplamada gözetilmesi, davacının bina ve 156/225 pay ile 69/225 payla ilgili katkı payı oranları ayrı ayrı belirlendikten sonra bu oranların her bir payın dava tarihindeki değerleri ile çarpılarak ayrı ayrı katkı payı alacağının bulunması, bu hesaplamada dosyanın konunun uzmanı bir inşaat mühendisi, bir hukukçu ve bir mali müşavir bilirkişiden oluşacak bilirkişi kuruluna verilerek tarafların ve Yargıtay'ın denetimine açık gerekçeli rapor alınması, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece eksik araştırma ve inceleme ile dava konusu taşınmaz payları ve binanın alım tarihlerinin aynı tarih olarak kabulü ile hatalı olarak hesaplamada dikkate alınması usul ve yasaya aykırıdır.

Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün taşınmaz ve üzerindeki bina ile ilgili katkı payı alacağına ilişkin bölümünün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve 1.453,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 21.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.