MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - YAYINDAKİ HABERCİLİK TEKNİĞİ - YAYIN YOLU İLE KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI - HABERİN YAYIN TARİHİ İTİBARİ İLE GÜNCEL BİR HABER OLDUĞU- GERÇEKLİK UNSURU BULUNMADIĞINDAN SÖZ EDİLEREK TAZMİNATA HÜKMEDİLMESİNİN İSABETSİZLİĞİ
T.C.
Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu


Tarih 22.12.2010
Esas No 2010/4-646
Karar No 2010/695

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - YAYINDAKİ HABERCİLİK TEKNİĞİ - YAYIN YOLU İLE KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI - HABERİN YAYIN TARİHİ İTİBARİ İLE GÜNCEL BİR HABER OLDUĞU- GERÇEKLİK UNSURU BULUNMADIĞINDAN SÖZ EDİLEREK TAZMİNATA HÜKMEDİLMESİNİN İSABETSİZLİĞİ
 
Özet

DAVA, YAYIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NEDENİNE DAYALI MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNE İLİŞKİNDİR. DAVACININ D. İLE ANLAŞMA YAPTIĞI VE D. PLATFORMUNA DAHİL OLDUĞU, HABERİN YAYIN TARİHİ İTİBARİ İLE GÜNCEL BİR HABER OLDUĞU, ELEŞTİRİ SINIRLARI İÇİNDE OLUP KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI OLUŞTURACAK UNSURLAR İÇERMEDİĞİ, YAYINDAKİ HABERCİLİK TEKNİĞİ GEREĞİ YAN UNSUR OLARAK NİTELENDİRİLEBİLECEK AYRINTILAR NEDENİYLE GERÇEKLİK UNSURU BULUNMADIĞINDAN SÖZ EDİLEREK DAVALILARIN MANEVİ TAZMİNATLA SORUMLU TUTULMALARI USUL VE YASAYA UYGUN DÜŞMEDİĞİNDEN İSTEM REDDEDİLMEK ÜZERE KARARIN BOZULMASI GEREKİR.



İçerik

Dava: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.04.2008 gün ve 2007/318-101 sayılı kararın incelenmesi davalılardan C. Ö. ve S. Y. vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 23.03.2009 gün ve 2008/9869-4275 sayılı ilamı ile;

(...Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı, davalıların imtiyaz sahibi oldukları adlı internet sitesinde > islami liberal haber kanalları Digiturk’e hükümet baskısı ile mi alındı > başlığı ile yayınlanan haber ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, haber içeriğinde gerçek dışı iddia ve isnatların yer aldığını ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Yerel mahkemece, davacının kişilik haklarına haksız ve hukuka aykırı biçimde saldırıda bulunulduğu benimsenerek davalılar C. Ö. ve S. Y.’a yönelik istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar adı geçen davalılar tarafından temyiz olunmuştur.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir.

Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir.

Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.
Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konu olayda; davacının Digitürk ile 07.02.2007 gününden başlamak üzere 300.000 ABD Doları + KDV karşılığında anlaşma yaptığı ve Digitürk platformuna dahil olduğu, haberin yayın tarihi itibari ile güncel bir haber olduğu, eleştiri sınırları içinde olup kişilik haklarına saldırı oluşturacak unsurlar içermediği, yayındaki habercilik tekniği gereği yan unsur olarak nitelendirilebilecek ayrıntılar nedeniyle gerçeklik unsuru bulunmadığından söz edilerek davalıların manevi tazminatla sorumlu tutulmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden istem reddedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: